“O vahdet bu kesretten zâhir oldu.”

 

İsmail Hakkı Bursevî kelime-i tevhîdi şu şekilde açıklamaktadır: Tevhîdin sûreti, yâni tevhîd kelimesinden ilk nazarda anlaşılan zâhirî ma’nâ “Lâ ma’bûde illallah”dır. Bu ma’nâ “sûrî şirk”i (görünür şirki) ortadan kaldırır ki, “Allah’dan başka ma’bûd yoktur” ma‘nâsını tasdîk ve kabûl etmekdir. Tevhîdin hakîkati ise “hakîkî şirk”i ortadan kaldırır. “Hakîkî şirk”, “varlık şirki” yani varlıkda ortaklık, Hakk’ın varlığına ortak ve Hakk’ın varlığından ayrı varlığa sâhip varlıklar olduğunu ileri sürmek, böyle bir kanaat taşımaktır. Kelime-i tevhîdin “Lâ mevcûde illallah” anlamı ise “hakîkî tevhîd”dir. Fakat yalnız lisanla bu kanaati taşıyarak zikretmek demek değildir; hattâ kalble marifet dahi kifâyet etmez. Zîrâ “tevhîd zevki”, yâni Tevhîdin bu derecede zevk olarak yaşanması “tevhîdin ilmi”nin üstündedir. Bursevî’nin bu sözlerinden anlaşılmaktadır ki, “varlıkda ortaklık” olmadığı idraki vahdet-i vücud anlayışını ortaya çıkarmakla berâber, bu doktrinin dil, akıl ve ilimle ifade edilmesi, hattâ “kalble ma’rifet”ine ulaşılması bile yeterli değildir. Tevhîdin insanın bütün melekeleri ve varlığında “zevk” edilmesi şarttır. Bu “zevk” ise muhtelif yollarla elde edilen aklî ve hattâ kalbî “tevhîd ilmi” nin üstündedir. Mutasavvıfların bu husûsu belirttikleri ve bu noktaya daimâ dikkat çektikleri göz önünde tutulmalıdır. Zîrâ sınırlı olan aklın “sonsuz olan hakîkat”i idrâkten ve bu “Hakîkat”i tam anlamıyla dil ve ilimle tavsîf ve anlatmaktan âciz ve kifâyetsiz olduğu söylenegelmiştir. Nitekim “îmân”ın “zevk” olarak yaşanması başka, ilim ve tefekkürle aklen ifade edilmesi başkadır. Îman sahibi olmayan bir kimse de “îmân”ın nasıl bir şey olduğunu, mü’minlerin yazdıklarından hareketle ve onların hâl ve davranışlarını müşahede suretiyle akıl ve dil ile ifade etmeye muvaffak olsa bile, ilmi ne kadar yüksek olursa olsun, “îmân zevki” kendisinde olmadığı için, imandan mahrum kalacak, imanın ne olduğu hakkında da “hakîkî bir bilgi” sahibi olamayacaktır. Îmân, tevhîd kelimesinin ilk manâsını “akıl”la değil, “kalb” ile tasdik demek olduğuna göre, diğer manâlarına yükselebilmek de kalb sayesinde gerçekleşeceği mutasavvıfların sözlerinden anlaşılmaktadır. Bunların da ötesinde bir dereceden daha söz edilmektedir ki, o da tevhîdin bütün manâlarının “zevk” edilmesidir.

“Bir”i tekrâr ile saydığında çok oldu. Gerçi aded başlangıçta “bir”dir. Velâkin onun aslâ nihâyeti yoktur.” (Gülşen-i Râz’dan)


Ve kim ki, a’dâd hakkında takrîr ettiğimizi ve muhakkak onların nefyi, onların kaydetme gözü olduğunu ârif olsa, her ne kadar halk, Hâlık’tan

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked