İsmet Özel’in “Pergelin Yazmaz Sivri Ucu” Kitabından(TİYO İsmet Özel Kitapları: 22) alıntılar
“Kendimizi üç seviyede beyan ederiz; ama hiçbir katta beyanımız ayan değildir. En altta altı yaşımıza kadar şivesiyle, ağzıyla öğrendiğimiz dilimiz var. Lisan onun üstüne çıkma başarısına erenlerin mülkü. En üstte ise lügat yer alıyor. Eğer insan tabiatı vardır deme eğiliminde isek insanlık tarihini ve bilhassa İslâm tarihini yok saymağa meylederiz. Meylimizin bizi bir yere götürmesini bekledik, bekliyoruz, bekleyeceğiz.
Bir eğilim, bir meyil var ki onu insan bütün canlılarla paylaşmaktan geri durmaz. Canını kurtarma meyli diyoruz ona. Canının kıymetini mi öne çıkarmalı insan, yoksa kıymetin kıymetini mi? Ortada bir çekişme var gibi görünse de insan hürriyetin tadından ziyade emniyetin rahatına meyillidir. İnsana mahsus temâyül insana mahsus tabiata delil olmaz. İnsan tabiatının gerektirdiği, zorladığı, rıza ürettiği bir dünya içinde mi yuvarlanıyoruz? Bu suale gönül rahatlığıyla evet diyecek birinin olduğunu sanmıyorum. Kapitalizmi ne pahasına olursa olsun bencilliği vazgeçilmez sayan insan tabiatı değil güçlü olanın haklılığına kanaat getiren insanlık tarihi türetti. Türk’e atfedeceğimiz hassâsiyete düşman kapitalizm kendini bunalımdan arıtamıyor. (…) Çünkü dünden bugüne şahsın şahsa, teşkilâtın teşkilâta borcudur kapitalizmin çarkını çeviren. Kapitalizmin şahlandırdığı yazma türü hangisiydi? Hayret uyandıran kapsayıcı romanlarla içli dışlı olduk. Kapitalizm doğrultusunda olan biten neler ise hepsi romanı ayağa düşürdü. Şunu akıldan çıkarmayın ki insanlık tarihi süresince söylenmiş, söylenmeğe değer bir şey varsa o da şiirdir. Bir tekâmül değildir işaret ettiğim. Şiirin bir çeşit incelik gibi tezâhür ettiği doğru. (…) Hiç kimse ömründe şiirin ne olduğu sualinden tatmin oluşu yüzünden şiire bulaşmadı; bilakis Arthur Rimbaud gibileri şiire büyük bir teneffüs sahası sağladıkları halde sanatın ahmak işi olduğuna inanarak onbeş yaşında yazmağa başladığı şiiri yirmi yaşında terk etti. (…) Fikriyat mesele edildiğinde Osmanlı sultanlarının şiire emek vermiş olmaları aklı kurcalamalıdır. (…) Özne olarak bir belirginliğe sahip olmadıkça hiçbir bakışa bakış demenin anlamı yok. (…) Ataol Behramoğlu’nun bana Sezai Karakoç’a dair rahatsız edici şeyler söylemesi daha genç yaşında dilin üstüne çıkmayı reddedişinden doğmuş olsa gerek. Sağcı olduğu halde böyle şeyler yazmasına HAYRET EDİŞİMİZ ONUN İYİ ŞAİR SAYILMASINA SEBEP OLDU YOLUNDA İFADELER TÜRETEN GENCİN SÖZLERİNİ TURGUT UYAR’a nakletmek ihtiyacını duydum. Ben diyeceğimi bütün safiyetimle demem itibariyle yüz hatları asabîleşen Uyar, “Benim yazdıklarımla Karakoç’un yazdıkları arasında ne fark var?” sualiyle bahsi kapattı. (…)

No Comments