“Söz hakîkatin sâyesi ve fer’idir.”
FÎHİ MÂ FÎH İKİNCİ FASIL’DAN ALINTILAR
Birisi “Mevlânâ söz söylemez” der idi. İşte bugün söyledim. Benim hayâlim, âkıbet bu şahsı yanıma getirdi. Benim bu hayâlim, nasılsın, ne haldesin? diye ona bir söz söylemedi. Hayâlim söz söylemeksizin onu buraya cezb etti. Eğer benim hakîkatim, onu söz söylemeksizin cezb eder ve başka bir yere götürürse, şâyân-ı taaccüb değildir. Söz hakîkatin sâyesi ve fer’idir (gölgesi ve dalıdır). Mâdem ki bir sâye cezbediyor; hakîkatin cezb eylemesi bi-tarîk-ı evlâdır (daha uygundur). Söz bahânedir. İnsanı insana cezb eden söz değil o münâsib cüzdür. Bir kimsede bir nebî veyâ velîden bir cüz’ olmayınca, onda yüzbin mu’cize, beyân ve kerâmetler görse, fâide nisbeti hâsıl olmaz. İşte bu cüzdür ki, cûş ve bî kararlık (kararsızlık) içinde tutar. (…) İşte tarihin kestiremediği bu muhâberâtın bir hayr maksadına dayanıp dayanmadığı meselesini Fîhi Mâ Fîh hall etmiş oluyor ki, bu da müverrihler için kıymetli bir tarihî vesîka olmak lâzım gelir. Melik Zâhir’in mektupları Abaka Han’a göndermesi Emîr Pervâne’nin önceki harekâtına göre hüsn-i niyyetinden münbais (ileri gelen) olsa gerektir ki, bunda da Melik Zâhir hata etmiş olur. (Mesnevî, 6. Cild, 1193-1194) (Mucizeler imanın gereği olmaz.) Bir âdemi, her bir şeyin hayâli, o şey tarafına götürür. Bağ hayâli bağa, dükkânın hayâli dükkâna sevk eder. Velâkin bu hayâlât içinde gizli bir tezvîr vardır. Görmez misin ki filan mahal’le gidip pişman olursun; ve orada fâide bulurum zannettim, bulamadım, dersin. Şu halde bu hayâlât, kadınların çarşafları gibidir ve çarşafların içinde bir kimse gizlidir. Vaktâki hayâlât ortadan kalkar ve hakîkatler örtüsüz ve hayâlsiz âşikâr olur; işte o vakit kıyâmet olur; hal böyle olan bir mahalde, nedâmet kalmaz. Seni cezb eden her hakîkat, o hakîkatten başka bir şey değildir; ancak o hakîkatdir ki, seni cezb eyler. ) “Sırların ortaya çıkarılıp yoklanacağı gün…” (Târık, 86/9) âyet-i kerîmesinin anlamı bu dediğimdir. Bir kimsede bir nebî veya velîden bir cüz’ olmayınca, onda yüzbin mu’cize, beyân ve kerâmât görse fâide nisbeti hâsıl olmaz. İşte bu cüzdür ki cûş ve bî – kararlık içinde tutar. Muntazam bir idare husûlü için ibrâz eylediği himmet ve hamiyyet inkâr edilir değildir. Sonraları Abaka Han ile gizli muhaberata girişmesi ölüm sebebi olmuştur. İnsanı insana cezb eden söz değil, o münâsib cüzdür. Bir kimsede bir nebî veya velîden bir cüz olmayınca, onda yüz bin mu’cize, beyân ve kerâmetler görse; aslâ fâide nisbeti hâsıl olmaz. İşte bu cüzdür ki cûş ve bî-kararlık içinde tutar. Eğer bir çöpte kehrubânın cüz’üne mensûb bir şey bulunmasa, aslâ kehrubâ cânibine müncezib olmaz. O cinsiyet onların arasında hafîdir, görünmez. Bir âdemi; her bir şeyin hayâli, o şey tarafına götürür. Bağ hayâli bağa, dükkanın hayâli dükkana sevk eder. Velâkin bu hayâlat içinde gizli bir tezvîr (yalan, hîle) vardır. Görmez misin ki filan mahal’le gidip pişman olursun; ve orada fâide bulurum zannettim, bulamadım dersin. İşte bu cüz’dür ki cûş ve bî-kararlık içinde tutar. Eğer bir çöpte kehrubânın cüz’üne mensûb bir şey bulunmasa, aslâ kehrubâ cânibine müncezib (cezb olunan) olmaz. O cinsiyet onların arasında hafîdir (gizlidir). Bir âdemi, her bir şeyin hayâli, o şey tarafına götürür. Bağ hayâli bağa, dükkânın hayâli dükkâna sevk eder. Velâkin bu hayâller içinde gizli bir tezvîr (yalan, hile ) vardır. Görmez misin ki, filân mahal’le gidip pişmân olursun; ve orada fayda bulurum sandım, bulamadım, dersin. Şu halde bu hayâlât, kadınların çarşafları gibidir. Ancak o hakîkat ki seni cezbeder. (Târık, 86/9) (Sırların ortaya çıkarılıp yoklanacağı gün…) âyet-i kerîmesinin anlamı bu dediğimdir. Hakîkatte cezbeden birdir; fakat müteaddid görünür. Ancak o hakikatdir ki seni cezb eyler. (Müddessir, 74/31) Yani halkın bu ta’dâdı fitnedir. “Onların sayılarını ancak bir fitne kıldık.” (Müddesir 74/31)

No Comments