Rasim Özdenören(1940-2022)
Rasim Özdenören (20 Mayıs 1940-23 Temmuz 2022) eğilip bükülmez bir kalem ustası; âlemi, insanı ve İslâm’ı idrak gayesiyle mürekkebini kurutmadan, yorulmaksızın yazan bir fikir adamı idi. Hatıra ile tarih arasına ince bir çizgi çektiği, 29 Mart 2007 tarihinde Yeni Şafak‘ta yayınlanan “Anı ve Tarih” başlıklı köşe yazısında hâfıza, yorum ve hakîkat arasındaki gerilimi nezih bir nazarla sayfaya döker. Yedi Güzel Adam’ın yeryüzünden kopan son yaprağı Rasim Özdenören’i doğumunun 86. sene-i devriyesinde hayırla yad ederken, sizi söz konusu yazıyla başbaşa bırakıyoruz.
Daha önce de söylemiştim sanırım, hiç anı yazmaya heveslenmedim. Anılarımı bölük pörçük orada burada anlattım ya da yazdım. Ama oturup onları bir kitap halinde yazmayı düşünmedim. Bunun sebebi nedir tam kestiremiyorum. Belki onları sistemli biçimde yazmaya kalkıştığımda, gerçekliğe ne kadar sadık kalmaya kararlı olursan ol, onu gene de yeniden inşa etme olayıyla karşı karşıya kalıyorsun. Bu durum herkes için geçerli. Anlatılanlar, senin anlattığın çerçevenin içinde yeni bir anlam kazanıyor. Aslında bu, bir bakıma tarih yazmak gibi değil mi? Tarih de yazarının zihnine göre olayların yeniden biçimlendirilmesi değil midir? Olayların, belli bir görüngüden yansıtılması mahâreti ve mârifeti değil midir? Bu yönüyle her tarih bir parça yenilgiyi, bir parça kayırmayı, bir parça dışlamayı, bir parça yan tutmayı ve temelde kurguyu içermez mi?
Gerçi bu böyle oluyor diye tarih yazımından vazgeçecek değiliz. Bir parça kayırma da olsa, bir parça yan tutma da içerse, son tahlilde kurgu da olsa, önemli olan, çıplak olayın ortaya konulması olarak görülebilir. Yazarın yorumunu dışlayarak yalın olayın kendisini öğrenebiliriz, diye düşünmek mümkün sayılabilir. Fakat acaba? Bu durumda da o olaya, bu kez arka kapıdan kendi yorumumuzu katmış olmaz mıyız? Demek ki, olaya bakış açısından tümüyle kurtulmanın bir yolunu bulamayacağımız anlaşılıyor. Çünkü “çıplak olay” dediğimiz olayın kendisini, onun çevresinde olup bitenlerden TÜMÜYLE YALITARAK YANSITMAMIZ MÜMKÜN OLMADIĞINA GÖRE, DAHASI BU ÇABANIN bizâtihi kendisi bir seçmeciliğe YOL AÇTIĞINA, AÇACAĞINA GÖRE, olayı çıplak hâliyle yansıtmayı başarmak da mümkün görünmüyor.
Acaba ben, TÜMÜYLE BÖYLE DÜŞÜNDÜĞÜM için mi anılarımı yazmaktan sarfınazar ettim? Buna açık yüreklilikle evet diyemiyeceğim. Belki de anı yazma olayını bir zaman israfı olarak görmüş olabilirim. Olup bitenleri yeniden anlatmaktansa tümüyle yeni bir şeyler denemeye ne dersin? Ancak burada kendimle bir çelişkiye düştüğümü görüyorum. ( Rasim Özdenören’in “Derin Tarih Sayı:170 /Mayıs 2026” sayısındaki
“Mücerred Hamâsetle Bir yere Varılamaz” başlıklı yazısından alıntılar.)

No Comments