admin Posts

“Dînî Kozmolojinin inşâsı ve felsefî yorumu”

 

Ömer Türker‘in “Evrim Risalesi / İslâm Düşünce Geleneğinden Hareketle Bir Değerlendirme” isimli kitabından Dînî Kozmolojinin İnşası ve Felsefî Yorumu diye ikincisi ilkini izleyen iki başlık altındaki yazıları yapacağım alıntılamalardan oluşacak yazının tek başlığı olarak bu yazımın başlığı yaptım.

“Geçen yazıda Taberî‘nin genel olarak yaratılış sürecine ve evrenin tarihine ilişkin anlatısını özetlemiştik. Bu yazıda yaratılışın sıralamasına dair anlatısını özetleyerek onun âlem tasavvurunu ortaya koyacağız.

Taberî yaratılışın başlangıcı ve sıralaması hakkında oldukça ayrıntılı bir açıklama verir ve birbirinden farklı görüşleri ifade eden rivayetleri sıralar, sonra da kendi usulüne göre sahih olanı veya daha sahih olanı tercih eder. Burada sadece onun tercih ettiği görüşlerin oluşturduğu bütünlük sunulacaktır.

Siyaset ortamında muhalefet partilerinin güncel genel başkanlarının tavırları hakkında izlenimim

 

CHP ve İYİ Parti genel başkanlarının konuşmalarında en dikkat çekici özellik, mikrofon olduğu halde çok yüksek bir ses tonu ile konuşmaları, ellerini-kollarını çok fazla kullanmaları, konuşacakları kürsüye çok hızlı yürüyerek gelmeleridir. CHP’nin şimdiki genel başkanından önceki genel başkanı ile İBB Başkanı bir arada olduklarında, özellikle E. İmamoğlu ona dikkat çekici şekilde ilgi gösterirdi. Şimdiki genel başkanla öylesi fazla bir münasebeti yok gibi görünüyor.

İyi Parti Genel Başkanı’nın da hızlı yürümesi ve elini-kolunu fazla kullanması, kızgınlık yansıtır özellikte konuşma tarzı dikkat çekiyor.

Daha sâkin olmaları naçizane tavsiye olunur.

Esasta önemli olan konuşmalarına iyi hazırlanmalarıdır. Ne söyledikleri önemlidir. Bu imkânı, iş işten geçmeden iyi değerlendirmeliler.

“Kişinin kalbi malının bulunduğu yerdedir.”(Hz.İsa)

 

Fütûhât-ı Mekkiyye (Yazarı: Muhyiddin İbn Arabî, 10. Cild, Çeviri: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık, 2008). İKİ YÜZ SEKSEN BİRİNCİ BÖLÜM’den alıntılar:

İkindi namazının yok bir benzeri / Çünkü sevgiliyle tam bir kavuşmadır o

Devri olan bir işin ortası o. Garip bir iş üzerinde gerçekleşendir o

Devrin gördüğün bir ortası yoktur. Akllının bilgisinde iki ucu da yok

Onda durum nasıl, canım sana feda olsun! Kul garip bir bilgiye tahsis edilmiş

FÜTÛHÂT-MEKKİYYE (Müellifi: Muhyiddin İbn Arabî, Çeviri: Ekrem Demirli; Litera Yayıncılık, 2008) cilt 10’dan, İki Yüz Seksen Birinci Bölüm’den yapacağım alıntılamalar (ilk alıntı da bu bölümün metninde ikinci cümle olup bu yazının başlığını teşkil etmekte) bu yazıyı oluşturacak.

“Muhammedî Hakîkat bi’l-cümle taayyünâtın ilkidir”

 

FUSÛSU’L-HİKEM Tercüme ve Şerhi-IV’den (Tercüme ve Şerh: AHMED AVNİ KONUK, Yayına Hazırlayanlar: Prof.Dr. MUSTAFA TAHRALI- Dr. SELÇUK ERAYDIN, İFAV, 6.Baskı, İstanbul 2017) MUHAMMEDÎ KELİMEDE içkin “FERDÎ HİKMET” beyânında olan Fass’dan yapacağım bazı alıntılamalar bu yazıyı oluşturacak.

“Ferdî hikmet”in Muhammedî kelimeye tahsîsindeki sebep, bu yazının başlığını alıntı olarak teşkil eden ifadede yansımaktadır. Ayrıca Muhammedî hakikat mevcûdâtın tümünün ilâhî ilimde sâbit olan sûretlerini ve hakikatlerini içine alır. Onun üzerinde hiçbir isim, sıfat ve na’t (vasıflandırma) ile nitelenmiş, imlenmiş ve methedilmiş olmayan “sırf zât” vardır ki, taayyünâtın tumünden münezzehdir. Zira ahadî zât, zâtlığı hasebiyle tecellîden müstağnîdir. (…) Onun tecellîsi ancak onda potansiyel olarak mevcut olan sıfatlar ve isimler gereğidir. Fazedelim ki ahadiyyet zâtında içkin ve potansiyel olarak mevcut sıfatlar ve isimler bulunmasa, zât zâtlığı üzere kalır ve ondan ebeden tecellî vâki olmaz idi. Fakat onda potansiyel olarak sıfatlar ve isimler sonsuz olarak bulunduğundan ve bunlar istidâd lisanlarıyla zuhûr talep ettiklerinden, sırf zât, belirmesizlik (lâ-taayyün) mertebesinden ilim mertebesine inerek, o sonsuz sıfatlar ve isimlerin sûretleri Hak ilminde belirmiş ve herbirisinin hakikati birbirinden seçkin oldu. Bu mertebeye vâhidiyet mertebesi, sıfatlar ve isimler ve muhammedî Hakîkat mertebesi derler. Ahadiyyet mertebesiyle arasındaki fark, ancak belirmesizlik ile belirmeden ibarettir. (…) Şu halde Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin hakikati belirmelerin tümünün ilki olmak itibarıyla varlıkta vâhid (tek) ve ferddir. Ve yine bi’l-cümle belirmeleri ihata etmiş olmak itibariyle de tümellikle sıfatlanmıştır. Nitekim Feridüddîn Attâr (k.s.) Bî-ser-nâme‘lerinde bu makama işareten buyururlar. Beyt tercüme: “Ey iş adamı, Hakk sırrını sana açıkça söyleyeyim ki, bu taayyün (belirme) âleminde Ahad, Ahmed’dir, taayyün mim’ini kaldır, Ahmed Ahad olur. İşte ‘Allâhü’s-Samed’in manâsını anla!”

“Fütûhât-ı Mekkiyye”nin 16. Cildinin 519. Bölümünden alıntılar

 

Muhyiddin İbn Arabî‘nin ünlü eseri Fütûhât-ı Mekkiyye‘nin Prof.Dr. Ekrem Demirli çevirisi ile LİTERA YAYINCILIK’tan çıkmış (2011) 16. Cild’inin 519. Bölüm’ünden yapacağım bazı alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Allah’ın davetiyle peygamberin daveti arasında ayrım yapılmıştır. Bunun amacı peygamberin kendisine göre yaratıldığı Hakk’ın suretini öğrenmemizi sağlamaktır. Her iki durumda da bizi davet eden Allah’tır, çünkü bizi Kur’an ile davet ettiğinde peygamber sadece tebliğci ve tercüman; davet ise Allah’ın davetidir. (…) Bizim icabetimiz yönünden her iki davet arasında bir fark yokken davetçinin farklı olması nedeniyle her davet ötekinden ayrılır. Çünkü Allah’ın peygamberi bir hadiste şöyle der: ‘İçinizden biri koltuğuna uzanmışken, benden kendisine bir söz geldiğinde zinhar ‘Bana Kur’andan okuyun’ demesin. Çünkü benim sözüm Allah’a yemin olsun ki Kur’an gibidir ve onda bulunanları ve fazlasını içerir.’ ‘Fazlası’ demek Ebu Yezid el-Bestami’nin ‘Benim tutuşum daha şiddetlidir’ sözüne benzer. Çünkü Allah’ın kelâmını ister O’ndan ister peygamberden dinleyelim, her durumda O‘nun kelâmıdır. Allah, kulunun diliyle peygamberinin tebliğ ettiğini söylediğinde ise -ki peygamber arzusundan konuşmaz-, bu durumda peygamberin sözleri hiç kuşkusuz daha çoktur. Çünkü biz peygamberi çokluktan duyarız. Bu itibarla kelâm peygamberden geldiğinde aramızdaki benzerlik nedeniyle kulaklarımıza daha münasip iken Allah’tan olduğunda hakikatlerimize daha yakındır; çünkü Allah bize peygamberden, hattâ bizden bize daha yakındır. Çünkü Allah bize şah damarından daha yakındır. Peygamberin bize yakınlığının en ileri derecesi aramızda üçüncü bir şahsın bulunamayacağı şekildeki mekân yakınlığıdır. Böylece peygamberde yakınlık (ve uzaklık) mekân itibarıyla ortaya çıkarken, tebliğ ettiği vahiyde mertebe ve değer bakımından ortaya çıkar. Allah’tan ise mertebe bakımından farklılaşırız, çünkü Allah bize bizden yakındır. Bir şeye kendinden daha yakın kimse olamaz! Bundan dolayı bu yakınlık, iman edeceğimiz fakat bilemeyeceğimiz ve dahası müşahede edemeyeceğimiz bir yakınlıktır. Müşahede edebilseydik, bilirdik.