admin Posts

Merhûm Mevlâna İdris’in (1966-2022) “İyi Geceler Bayım” isimli, 1984-1988 yılları arasında yazdığı şiirlerini kapsayan kitabından(Başka Kafa Yayınları) beş şiir

 

Aşk ve Ayet Tanrıdan yüzümüze düşen ışıkla yürüyoruz / Hayat bize inanıyor çünkü akşam / Aşk ve ayetler olarak / bir kuş duruyor bir gökyüzü uçuyor kadar / Geçerken her parçamızdaki o beyaz harften / Önce denizin / Sonra perdelerin anlamını bilmeyen omuzlarımıza / Dokunuyor / Solgun imzalar şehrine girmeyen bahar (s. 37)

Toprak Yanlış Yapmaz Allah uzak değildir / Zaman hızlı geçer yalnızca / Unutulanlar vardır / Dünya biterken telaşla hastanelere uğrayıp / Hayata açılmayan bir sokağın adresini sorarlar / Işıksız ve şarkısız bir yürüyüş başlar sonra / Ateş söner ikinci zaman iner yüzlere / Kalpler suçlanamaz / Yoktur kendi kalbini yaratan kimse / Güzel bir soru olarak geçerken dünyadan / Allah’ın anlamıyla gülümseyen bir bahçeye düştüm / Sabahla dokunmuş pelerinini attı omuzlarıma / Uçurumlar dalgınlaşıp çiçeğe dönüşürken / Buldum cevabımı esrarım kalmadı (s. 38-39)

Kur’ân-ı Kerîm Tevbe Sûresi’nin anlamlarıyla ilk yedi âyeti

 

(Peygamberimiz (s.a.v.) emretmediği için, Tevbe, diğer adıyla Berâ’e sûresinin başına besmele yazılmamıştır.)

(1) “Bu, Allah ve Resûlü’nden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere (Allah’a ortak koşanlara) bir ültimatomdur.” (2) “(Ey müşrikler !) Bundan böyle yeryüzünde dört ay serbestçe dolaşın! Şunu da bilin ki, siz, Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz. Allah mutlakâ kâfirleri (inkârcıları) rezil-rüsvay edecektir.” (3) Bir de Allah ve Resûlü’nden hacc-ı Ekber (en büyük hac) günü, insanlara bir ilândır ki, Allah ve Resûlü, artık müşriklerden berîdir (sâlimdir). Derhal tevbe ederseniz, sizin için hayırlı olur. Yok eğer aldırmazsanız, bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz. Küfredenleri acıklı bir azapla haberdar eyle!”

“Nebî Olmaksızın Özgürlük Tasavvur Edilebilir mi?”

 

Ahmet Ayhan Çitil‘in “Teklif” adlı 2 aylık düşünce dergisi‘nde (Mayıs 2022, Sayı 3) çıkan bir yazısının(s. 55-62) başlığı böyle. O yazının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan oluşacak bu yazı.

“İçinde var olduğumuz kâinatta, arzulamayan, arzu etmeyen bir var-olanın özgürlüğünden söz edebilir miyiz? Arzu sahibi olmayan bir var-olan nedensellik zincirinin bir parçası olmanın ötesine geçebilir mi? (…) Lafın gelişi: ‘Elektronun kendisi şu fotoğraf filminde iz bıraktı’ diyebiliriz. Kendi istediği için bırakmadı. Kendisini belirleyen kuvvetler kaçınılmaz olarak onu o fotoğraf filmine ulaştırdı, fiziksel olarak onunla etkileşti ve işte o iz ortaya çıktı.

İsmet Özel’in “Neyi Kaybettiğini Hatırla” isimli kitabından (Şûle Yayınları İsmet Özel Dizisi:15, 4.Baskı, Nisan 2000) sözler olarak bazı alıntılar

 

“İşlerimizle uğraşıyoruz; ne var ki işlerimizin neye değdiğiyle ayrıca uğraşmıyoruz.” (s.9)

“Son on yılda Türkiye’de ‘niceliğin egemenliği ‘ bunca yıl kınanıp karalanan Batı medeniyeti metropolünde olduğundan çok daha yoğun ve yaygın bir geçerlilik alanı kazandı. (…) Bazıları olan bitene depolitizasyon adını taktı. Böyle yapanlar ne aradıklarını bilmediklerini itiraf ettiklerini de bilmiyorlardı kuşkusuz. Sanki politizasyon iyi imiş de, ahali depolitize edilince kötü bir durum doğmuş! Hiç de değil. Ahalinin maruz kaldığı şey depolitizasyon olmadı. İnsanlar kendilerine bir kıymet atfederek etkinlikte bulunma şereflerinden mahrum bırakıldılar. (…) Demek ki durum çoğunluğu teşkil eden ve niceliğin egemenliği altındaki bu insanların şifanın nereden geleceğini keşfedemeyeceği derecede vahim.” (s.10)

“Müslimler dikkatimizi kültüre yöneltir. Kültürümüzün zirvesi ise istiklâlimizdir.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında “İSTİKLÂLİN ÖTESİ” başlığıyla çıkan 21 Rebiülahir 1444(16 Kasım 2022) tarihli yazısından (istiklalmarsidernegi.org.tr/lsmetOzel?ld=149&Katld=7) yer yer yapacağım alıntılamalar ( bunlardan ilki o yazının ilk paragrafının sonundaki bir anlamı tamamlayan ard arda iki cümle olup bu yazının başlığını teşkil ediyor.

” (…) Kur’an Arapça nazil olduğu için dilimizde kullanımı sadece Türklere mahsus olan ve Arapça kaidelere riayet edilerek türetilmiş birçok kelime vardır. Kur’an gölgesinde yaşayan Türkler ‘yüklenip götürmek’ anlamından kalkarak bir ‘istiklâl’ kavramı ortaya çıkarmışlar. Tarihin akışına yerinde bir müdahaledir. (…) İstiklâl kelimesi bizim, biz Türklerin dünya siyasetinde vazgeçemeyeceği bir anlayış tarzının gereği olarak şekil buldu. (…)