admin Posts

Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi-III, Bölüm XVII’den(Müellif: M.İbnu’l Arabî, Hazırlayanlar: Prof.Dr. Mustafa Tahralı-Dr.Selçuk Eraydın, İFAV 6.Baskı, 2017)

 

“Ma’lûm olsun ki vücûd-i mutlak-ı Hakk’ın (Hakk’ın mutlak varlığının -a.a.-) tenezzülâtı (inmeleri), isimleriyle ilgili kemâlâtının zuhûru içindir. Ve isimlerle ilgili kemâlât ise ancak isimlerin tümünün fiilen zuhûruna istidadlı olan kâmil insan mertebesine inmeğe ve onun belirmesi ile müteayyin olmağa bağlıdır. Zîrâ belirmelerden insan gibi ahsen-i takvîm (en güzel kıvam -a.a.-) üzere mahlûk olan hiç bir belirme mevcûd değildir. İnsânî sûret tüm isimler hükümlerinin fiilen zuhûruna uygun olduğundan dolayı varlık, bu insanî surette ilahî hilâfet ile tamam olur. Ve bu insan türünde ilk olarak kendisinde hilâfet görünür olan Âdem (a.s.) idi. Fakat hükmü altına giren kimseler kendi zürriyetinden ibaret olmak üzere ferdleri az olduğundan Âdem (a.s.)ın hilâfeti, risâleti içerir olmadı. Bu sebeple ondaki hilâfetin bazı hükümleri potansiyel olarak kalıp fiilen zuhûra gelmedi. Zîrâ zuhûr birden olmayıp tedrîcîdir. Nitekim ‘et-Teennî mine’r-Rahmân’ buyrulmuştur.

Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin “Mesnevî Hikâyeleri”nden (Hazırlayan: Şefik Can, Ötüken / Tasavvuf, 1.Basım:2003, 17. Basım-2022) alıntılar

 

“Gamlı olduğun zamanda da, esenlik çağında da tam ma’nâsıyla Allah’a teslim olmaktan başka her şey hile ve tuzaktı.” (s. 27)

“Allah adamının çizdiği çizgi, kurdun da, koyunun da hırsını, hevasını bağlamıştı. (s. 34)

“Bütün bu uğraşan, didinen insanların hepsi de tedbirlerinden, çalışmalarından âciz kaldılar, bir şey elde edemediler, sonra da Allah’ın emri ve takdiri ne idi ise, o oldu.” (s. 36)

“Ey ma’nâ yolunun isteklisi, ey Hakk âşıkı, gücün yettikçe peygamberler ile velîlerin yolunda bulunmaya çalış.” (s. 36)

Şuarâ Sûresi’nden manâlarıyla bazı âyetler

 

“(Resûlüm!) İman etmeyecekler diye neredeyse kendini yiyip bitireceksin.” (26/3)

“Firavun dedi ki: ‘Âlemlerin Rabbi de nedir?’ ” (26/ 23)

” (Musa:) ‘Göklerin, yerin ve bunlar arasındaki şeylerin Rabbidir, eğer kesin olarak gerçeği bilen kimseler iseniz.’ dedi.” (26/ 24)

” (Musa: ‘O) sizin de Rabbiniz, evvelki atalarınızın da Rabbidir.’ dedi.” (26/26)

“(Firavun:) ‘Andolsun ki, benden başka bir ilah edinirsen, kesinlikle seni zindana atılanlar arasına koyarım.’ dedi.” (26/ 29)

“(Musa:) ‘Sana apaçık bir şey (bir delil) getirsem de mi?’ dedi.” (26/30)

“Sihirbazlar (oraya) gelince Firavun’a: ‘Eğer üstün gelenler biz olursak bize mutlaka bir mükâfat var, değil mi?’ dediler.” (26/41)

“Yoldan çıkmışların eğlendikleri mahalde doğan Batı medeniyeti savaşın tabiatını değiştirdi.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında “NİÇİN DÜNYA TARİHİ YOK VE FAKAT DÜNYA SAVAŞLARI VAR ?” başlıklı ve 23 Rebiülevvel 1444 (19Ekim 2022) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=143&KatId=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamaların ( bunlardan ilki o yazının ikinci paragrafının ilk cümlesi olarak alıntılanıp bu yazının başlığını teşkil ediyor) oluşturacağı bir yazı olacak bu.

” Savaş adını verdiğimiz vakıa çeşitli kavimlerin dünya hayatıyla (giderek modernlik sonrasının dünya sistemiyle) hesaplaşmasının bir adıdır. Medeniyete sahip çıkanlar emek verdikleri değerleri elde tutmak için savaştıklarını iddia eder.  (…)
Savaş olur çünkü yerkürede kendi menfaatlerini başkalarına tasdik ettirme gayretinde bir kavim vardır. 

Bazı kitaplardan seçtiğim bazı sözler

 

“Şahıs ve şahsiyet bakımından müslümanlığını koruma üstünlüğünü elde tutan siyaset adamı öyle bir rota izleyecek ki düşmanlarının nasıl olsa benim korktuğum cihette ilerlemiyor dediği bir sırada hedeflediği noktaya ulaşmış olacak. Ama bunu başarabilmenin ön şartı, bütün manevralar sonunda hâlâ şahıs ve şahsiyet olarak müslümanlığını koruyor olmasıdır.” (İsmet Özel, Neyi Kaybettiğini Hatırla, Şûle Yayınları, Nisan 2000, s. 59)

“İnsanoğlu yeryüzündeki uyanışına yaratılmış olduğunu farkederek varır. Ama iş burada bitmez, burada başlar.” (İ.Ö., aynı kitabın arka kapağından)

“İnsan hayatta olduğu süre içerisinde kendisi için yaratılmış olan ‘kemâl’ sıfatını elde etmek için çabalamalıdır. Bunun aksine kendi yıkımı için çalışan kimse ise kendisi için yaratılan o şeye erişmesine yine kendisi mâni olmuş olur.” (Şeyh-i Ekber, Mahmud Erol Kılıç, Sufi Kitap, 1.Baskı Kasım 2009, s. 221)