Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi-III, Bölüm XVII’den(Müellif: M.İbnu’l Arabî, Hazırlayanlar: Prof.Dr. Mustafa Tahralı-Dr.Selçuk Eraydın, İFAV 6.Baskı, 2017)
“Ma’lûm olsun ki vücûd-i mutlak-ı Hakk’ın (Hakk’ın mutlak varlığının -a.a.-) tenezzülâtı (inmeleri), isimleriyle ilgili kemâlâtının zuhûru içindir. Ve isimlerle ilgili kemâlât ise ancak isimlerin tümünün fiilen zuhûruna istidadlı olan kâmil insan mertebesine inmeğe ve onun belirmesi ile müteayyin olmağa bağlıdır. Zîrâ belirmelerden insan gibi ahsen-i takvîm (en güzel kıvam -a.a.-) üzere mahlûk olan hiç bir belirme mevcûd değildir. İnsânî sûret tüm isimler hükümlerinin fiilen zuhûruna uygun olduğundan dolayı varlık, bu insanî surette ilahî hilâfet ile tamam olur. Ve bu insan türünde ilk olarak kendisinde hilâfet görünür olan Âdem (a.s.) idi. Fakat hükmü altına giren kimseler kendi zürriyetinden ibaret olmak üzere ferdleri az olduğundan Âdem (a.s.)ın hilâfeti, risâleti içerir olmadı. Bu sebeple ondaki hilâfetin bazı hükümleri potansiyel olarak kalıp fiilen zuhûra gelmedi. Zîrâ zuhûr birden olmayıp tedrîcîdir. Nitekim ‘et-Teennî mine’r-Rahmân’ buyrulmuştur.
