admin Posts

“Türk vatanının Müslümanları olarak yerimiz kendimize mahsustur.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında “BİR FİKRE KATILMAK, AYNI FİKİRDE OLMAK” başlığıyla çıkan 16 Rebiülevvel 1444 (12 Ekim 2022) tarihli yazısının ( http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=142&KatId=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki o yazının ikinci paragrafının sondan ikinci cümlesi olarak başlığı teşkil ediyor) bu yazıyı oluşturacak.

“(…) Misâk-ı Millî ’ye nerelerin dâhil olduğunun tespitinde I. Cihan Harbi sonunda Türk askerinin gücünün hissedildiği yerler esas alınmıştır. Türk askerinin gücünün hissedildiği yerlerin nereler olduğu bütün vatanperverlerin kulak kesildiği bir fikirdir. Bir fikre kulak kesilmek ve böyle bir fikir olduğunu umursamamak…
Millet hayatı daha da canlanmağa mı, yoksa daha da ölgünlüğe mi mütemayil? Bu fikrin varlığını kabul ettiyseniz size bu fikre katılmak veya bu fikri reddetmek düşer. (…)

Fütûhât-ı Mekkiyye 18. / son cild’den (te’lif:Muhyiddin İbn Arabî, çeviri:Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık-2012) alıntılar

 

“Akıl oluşla (kevn) bağlanmış ve sınırlanmıştır. Aklın kaydından kurtulmuş heva da hakikati görür. Bununla beraber kendisine uyanı Allah’ın yolundan uzaklaştırır, fakat Allah’tan değil! Çünkü o da Allah’ın melekûtu kapsamında ve dolayısıyla O’nun kudreti dahilindedir.” (s. 16)

“Cennetliklerde (örfte) bilinen bir akıl yokken onlarda tasarruf edici olarak arzu ve şehvet vardır. Akıl cehennemliklerde dile gelir, bu sayede cehennemdekilerin hüznü artar, kötü bir yolu tutmuş olmaları nedeniyle mahzun kalırlar. Akıl yaratılmışın bir niteliğidir ve bunun için Hak onunla nitelenmemiştir. Şeriat dünyada şehvetin tasarruflarını sınırlamamış olsaydı, aklın dolaşabileceği bir alan kalmazdı.” (s. 17)

“Sadreddin Konevî’de Bilgi ve Varlık”dan (Ekrem Demirli,Kapı Yayınları, Sadreddin Konevî Kitaplığı, 1.Basım: 2015) alıntılar

 

“Konevî’nin etkisi, öncelikle teorik tasavvuf‘ta bir yazı dilinin ve üslûbunun gelişiminde kendisini gösterir. Başta ilk Fusûsu’l-Hikem şârihi Müeyyidüddin Cendî, İbnü’l-Fârız’ın kasidesinin şârihi Saîdüddin Fergânî, İbnü’l-Arabî ve İbnü’l Fârız şârihi Davud Kayserî, Sadreddin Konevî şârihi Molla Fenârî, Kutbuddin İznikî, Ahmed İlâhî, Abdullah İlâhî, Şeyh Bedreddin Simavî, Atpazarî Osman Fazlı İlâhî, İsmail Hakkı Bursevî, Abdurrahman Câmî, Abdülganî Nablusî gibi pek çok sûfînin eserlerinde meselelerin serdediliş tarzı ve üslûbu Konevî’nin üslûbuna çok şey borçludur. (…)” (s. 25)

Mevlâna’nın “Mesnevî Hikâyeleri”nden (Hazırlayan: Şefik Can, Ötüken Yay. 1.Baskı:1999) birisi

 

Bir

Mesnevî’den (müellif: Mevlânâ C.R. Tercüme ve Şerh: Tâhirü’l-Mevlevî, Yayına Hazırlayan: Recep Kibar, Kırkambar Kitaplığı, 2013) alıntılar

 

“Günler geçip gittiyse varsın geçsin. Ey pâk ve mübarek olan insân-ı kâmil; hemen sen var ol!..” (s. 9)

“Ruhtaki hayâl, sûretâ yok gibidir. Lâkin sen bütün cihan halkını birer hayâl peşinde gider gör.” (s. 12)

“Zekât verilmediği içindir ki, bulut gelip yağmur yağdırmaz. Zinâdan da etrafta vebâ zuhur eder.” (s. 12)

“Bâzan öyle, bâzan da böyle görünür. Onun için din işi, hayretten başka bir şey değildir.” (s. 21)

“İlâhî, dünyada yüzbinlerce tuzak ve dâne vardır. Biz ise aç ve harîs kuşlar gibiyiz.” (s. 24)