Uncategorized Posts

Ömer Türker’in “Evrim Teorisi” başlıklı yazısından alıntılar

 

CİNS adlı aylık dergide (bu sayısının özelliği ‘Anlam Arayışı’ diye ifade edilmiş; Haziran 2020 / Sayı 57 ) çıkan Prof. Dr.Ömer Türker‘in, başlığını belirttiğim yazısından yer yer seçerek yaptığım alıntılamalar bu yazıyı oluşturacak.

“(…) Belirtmek gerekir ki evrim teorisi, ne canlılığın kökenini veya ilk hayat formlarının nasıl ortaya çıktığını açıklamak ne de evrenin bütününü açıklamak amacındadır. Evrim esas itibariyle yalnızca biyolojik süreçlerle ilgilidir. Nasıl oldu da canlılık ortaya çıktı sorusuna cevap vermeyi amaçlamaz, canlılığın varlığını kabul ederek, nasıl dönüşüm geçirdiği ve çeşitlendiğini açıklamaya çalışır. (…)

Darwin’den sonra uzun süren bilimsel çalışmalar neticesinde evrim kavramı, canlıların süreç içinde çevreye uyum sağlayarak genlerinin dizilişindeki veya sıklıklarındaki değişimi ifade etmeye başlamıştır.Teorinin üç temel kavramı vardır: Doğal seçilim, mutasyon, türleşme. Bu üç kavram yaşam formlarının ilişki ve hususiyetlerini aydınlatmayı amaçlar.

“Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme ve Şerhi” adlı eserden kısa bir bölüm

 

Birazcık daha kolay anlaşılır kılınarak bu değerli eserden kısa bir bölümü aktarmak sûretiyle İslâm ilim ve düşünce âleminin seçkin âlimlerinden ve düşünürlerinden Muhyiddin İbn Arabî’nin (d.1165- v.1240), kendi ifadesiyle “İşte bu kitap meliklerin hizmetkârlarına hizmetleri esnâsında ve âhiret yolunda gidene de kendi nefsinde fayda sağlayıcıdır (s.69-70)” dediği eseri hakkında nâçizane bir tanıtımı ya da hatırlatmayı amaçladım.

“(…) ‘Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kıyılarında, güçlü ve yüce Allah’ın huzûrunda hak (sıdk / sadakat) meclisindedirler.’ (Kamer, 54/54-55) Bu âyet-i kerîmeye Muhyiddin İbn Arabî’nin Tedbîrât-ı İlahiyye adlı eserinde (Tercüme ve şerh: Ahmed Avni Konuk; Yayına Hazırlayan: Prof. Dr. Mustafa Tahralı; s.315-316) yer verilmesi bağlamında şöyle denilmektedir:

Seçkin bulduğum iki gazete yazısından alıntılar

 

İlki Gökhan Özcan‘ın 01 Haziran 2020 tarihli Yeni Şafak’ta çıkan “Dalgaların konuşamadığı insanlar” başlıklı yazısı. Bu yazının beş yerinden alıntılar:

” ‘Dalgalar sahile vuruyor, bu denizin bir şeyler ifade etme yöntemi, ama bunu herkesin anlayabilmesi mümkün değil, çünkü hiç bu kadar uzağa gitmemiş olanlar var’ diye yazmış Jose Sarmago, ‘Toprağın Uyanışı’ kitabında. Hayatın gerçek, doğrudan seyrine dalınabilir, el uzatılıp dokunulabilir güzellikleri birtakım dijital süreçlerden geçerek, dijital malzemelere dönüşerek katılabiliyor artık hayatımıza. (…) Bütün bunlar gerçek mi, işte mesele orada! Hiçbiri hayatın doyulmaz güzelliklerini, zenginliklerini, karakterlerini verecek kadar gerçek değil! Çünkü adı üstünde sanal bir dünyanın malzemeleri bunlar… İster biz yapmış olalım, ister başkaları bizim için yapmış olsun, sonuç değişmiyor; tasarım ürünleri bunların hepsi az ya da çok… ‘(…) O halde sen bellek için değil, hatırlatma için bir deva buldun. Bunlar senin harflerin sayesinde, eğitimsiz kalmalarına rağmen gırtlaklarına kadar bilgiye gömüldüler mi, çoğu zaman hiçbir şeyi doğru dürüst düşünemedikleri halde kendilerini binlerce şey hakkında hüküm vermeye yetkin sanacaklardır’ diyor ‘Platon’un Eczanesi’nde, Jacques Derrida. (…)

“Pergelden Neyi Bekledik De Ne Verdi?”

 

İsmet Özel‘in ciddî sağlık meseleleri sebebiyle olsa gerek epey bir aradan sonra İstiklâl Marşı Derneği İnternet sitesinde (kendi ifadeleriyle: internet portalinde) 30 Ramazan 1441 (22 Mayıs 2020) tarihli bir yazısı yayınlandı.
Üst başlık(serlevha): Pergelin Yazmaz Sivri Ucu; Başlık: Pergelden Neyi Bekledik De Ne Verdi?
Bu yazının birkaç yerinden alıntılar:

“Düşeriz ve düşünürüz. Düşme hâdisesi insanın hayat macerasında en eleştiriye açık durumu ifade eder. Zihni bir şeye takıldığı için mi, dalgınlıktan, takılmadığı için, fikri sabite husumeti sebebiyle mi düştü? Nerede yürüdüğüne dikkat etmiyor mu? Başına bir şey geleceği içinde gizli bir korku mu? Bunların hepsi çocukça şeyler veya bir şeye çocukça deyişimiz o şey hakkında ‘ambalajlanmış bir ifade’ bulamayışımızdandır. (…) Çocukların hareketlerinin hepsi yürüme ve konuşma dâhil öğretilmiştir. Bu bakımdan çocukça bir şey hiç yok ve olmadı. (…) Düşmek düşünmeği zaruri kılar. (…)

Mustafa Kutlu’nun “Hatasız kul olmaz” başlıklı yazısından alıntılar

 

Yazarın Yeni Şafak gazetesinde çıkan 20 Mayıs 2020 tarihli bu yazısından yaptığım alıntılamalar ve verdiğim link, yazının kıymetinden ötürü azıcık da olsa daha çok kişinin okumasına mütevazı bir katkı olsun diyedir.

“Orhan Gencebay ile anılan arabesk müziğinin sözleri çokluk halkın inanç ve değerleri ile örtüşüyordu (Fevkalâde kabul görmesinin sebeplerinden biri de budur). Yazımıza başlık olarak seçtiğimiz unutulmuş parça bunlardan biridir. (…)
Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Kim bir Müslüman kardeşinin ayıbını araştırır, kusurunu ortaya koyarsa, kıyamet gününde Allah onun ayıbını ortaya koyar. Kim bu dünyada bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.”
(…)
Hicap etmek (veya duymak) aynı zamanda hayâ etmek demektir. “Hayâ”nın mânaları şunlardır: 1. Utanma, sıkılma duygusu. 2. Allah korkusu sebebi ile kötü, ahlâk dışı ve günah olan şeylerden kaçınma. 3. Ahlâk kaidelerine bağlı olma. Edeb, ar, namus.