Ülkemizde câhil ve gâfil politikacıları Zafer Şahin rezil etti desem yeridir

 

CHP genel başkanı Özgür Özel’e Zafer Şahin cevap verdi. Türkiye’ye ABD’den müdahale isteme anlamına gelebilecek sözlerine ve arzusuna en güzel cevaptı bu akşam CNN Türk’te Zafer Şahin’in sözleri. Umarım iyi kavramışlardır verilen dersi. Sabrı taşar duruma gelen vatandaşlar da Zafer Şahin’in verdiği dersten ötürü eminim sevinmişlerdir. Hukukçu Dr. Tarkan Erdal’ın ve Prof. Dr. Uğur Özgöker’in, Tamer Oskay’ın ve Serkan Fıçıcı’nın söyledikleri de önemli ve uyarıcı. Özgür Özel, Nato’ya bağlı oluşumuzu yeterli görmüyor olmalı ki Türkiye’yi Nato’ya şikayet ediyor. Bir tür müdahale istiyor gibi sanki Nato’dan.

Dilerim almışlardır mükemmelen verilmiş dersi. Zafer Şahin bu ülkenin düşünen insanlarından muhakkak takdir almış olmalıdır.

CHP’nin dününe ve bugününe dair birkaç söz

 

CHP’nin geçmişinde İsmet İnönü’yü, Kasım Gülek’i, Turan Güneş’i hatırlıyorum da şimdiki CHP’nin genel başkanını, bugünlerde gündemde olan Ekrem İmamoğlu’nu gözönüne getirdiğimde bu kişilerle o kişileri karşılaştırarak düşündüğümde aralarındaki farkların ne kadar derin ve düşündürücü olduğu son derece belirgin olarak belleğimde. Bir de rahmetli dayım vardı, o yıllarda adı Maraş olan şehirde doğmuş büyümüş ve CHP’li olan dayım. Hem o CHP ve hem de o CHP yönetiminde bulunan merhum insanlar ve bir CHP’li olan merhum dayım şimdiki CHP’li yöneticilerle, içtenlikle belirtirim, karşılaştırılamayacak derecede farklı insanlardı. Ortaokul öğrencisi olduğum o yıllarda Hasan dayımla sohbet ederdik, şimdilerde öylesi sohbetlerin olması mümkün değil. Çünkü öylesi siyasetçiler veya bir siyasî partiye gönül vermiş insanlar şimdilerde yok desem abartılı olmaz bu sözüm.

Siyasette CHP marjinal bir dili birilerince kullanmada ısrarlı gözüküyor

 

Ülkemizde şu günlerde tabiri caizse CHP adına birileri sanki CHP iktidardaymış, AK Parti sessiz sedasız duruyormuş gibi bir siyasî atmosferi yansıtır veya görünür kılar durumdalar. Ekrem İmamoğlu ve ondan yana bazı kimseler hem mağdur rolündeler ama diğer yandan da âşikâr bir hareketlilik yansıtıyorlar. Durumdan memnun gibiler. Dillerinden ve gönüllerinden sıkıntı yansımıyor. Tersine meydanı boş bulmuşlar gibi bir ruh hâli içindeler. Ne ki bu durum böyle devam edemez. Ansızın ve kendilerinin de şaşıracakları bir değişiklik olduğunda bugünleri arayacaklardır ama iş işten geçmiş olacaktır.

Ekrem İmamoğlu yolsuzluktan tutuklanmış durumda ve gözler televizyona çevrilmiş olarak kendisi hakkında söylenenlere dönük.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne gözlerin çevrilmiş olması olağan. Bu arada Şehzadebaşı camiinin bazı yerlerinde çok önemli ölçüde olmamakla birlikte aşındırmalar olduğu ve bunların onarıldığı haberi de ilginç.

Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’daki metropolde doğrudan ve dolaylı PKK’ya veya PKK iltisaklı örgüte finansman sağlandığı iddialarından söz ediliyor. Diplomasının iptal kararının Cumhurbaşkanı adayı olmasına kesin bir engel olduğu da TV’da konuşan hukukçular tarafından net bir biçimde ifade ediliyor.


Güncel siyasî gündeme dair birkaç söz

 

Televizyon karşısında şu sıralar bazı isimlerin sıkça anıldığı izleniyor; ve hiç kuşkusuz itham edilen bu isimler gayet rahat ve kendinden emin görünür bir sûrette masum, suçluluktan çok uzak oldukları izlenimini verir biçimde kendilerini yansıtıyorlar. Bazı genç isimlerin ihaleleri nasıl yönettiklerinden söz ediliyor. Bu arada bazı illerde eylemler yapılıyor, onlardan da kuşkusuz emniyetçe suçlu olarak gözaltına alınanlar oluyor.

Burada benim isimlerini anmadığım fakat önemli görevlerde bulunan ve sıkça isimleri televizyonda geçen kişiler elbette son derece masum olduklarını, itham edildikleri suçlarla alâkalarının olmasının imkânsız olduğunu dile getirir veya yansıtır konumda görünüyorlar.

Bakalım ne olacak? İçlerinde terörle ilgili suçlananlar da var; onların terör savunmasının nasıl olduğu açıklanmadı şu ana kadar ama suçlamaları öz olarak reddettikleri ifade edildi. Ne ki, İmamoğlu’nun terör ifadesinin 18 sayfalık hacimde olduğu ve 5 saat sürdüğü belirtiliyor.

CHP’nin şimdiki genel başkanı geçmişteki genel başkanlara göre çok düşük karizma yansıtıyor. Konuşması, hareketleri maalesef lehine değerlendirilemeyecek bir izlenim veriyor. Elbette beğenenler, önemseyenler olur; gâyet tabiidir. Diğer bir CHPli Ankara’daki Mansur Yavaş’ın karizması da bana göre düşük. Ama beğenenler çok ki, ismi hep gündemde. Hakkında karizmasını zedeleyici bir söylenti de yok.

Fîhi Mâ Fîh 35. ve 36. Fasıl’dan alıntılar

 

“Hak Teâlâ’nın Kur’ân-ı Mecîd’de, ârifân hâllerini şerh buyurduğu, anlamca “Hak ve bâtılda çok yemin eden “mikdârsızlara” (çoğu böylelerine) itaat etme” âyet-i kerîmesinden (Kalem, 68/10) bu hâfızların nasıl koku almadıklarına taaccüb ederim (şaşarım). “Falan kimse böyledir, diye her ne söylerse dinleme” dediği için, anlamca “O mikdârsız kimse halkı ta’yîb (ayıplama) ve fesâd maksadıyla halkın kelâmını birbirine iletme ve gamz (gözünü kapama) ve nâsı (insanları) hayırdan men edicidir” âyet-i kerîmesi (mûcibince kendisi gammâzın en a’lâsıdır. Ancak Kur’ân şaşılacak ölçüde bir sehhâr ve gayûrdur (çok etkileyici ve çok gayretlidir). Sihri öyle bağlar, düğümler ki, hasmın kulağına anladığı gibi açık olarak okur. Halbuki onun hiç haberi olmaz. Kendini yine süratle çeker. Anlamca “Allah mühür basmış” (Bakara, 2/7) âyet-i kerîmesinde işaret buyurulan mührünün şaşılacak bir letâfeti vardır.” (…) (35. Fasıl’dan)

“Sûret, aşkın fer’idir (dalı). Zîrâ bu sûretin aşksız kadri yoktur. Asl olmaksızın var olamayan şey fer’dir. Bundan dolayı Allah’a sûret denemez. (…) Hânenin aşkı olmadıkça, mühendis aslâ hânenin sûretini tasavvur edemez. Ve kezâ buğday bir sene altının ve bir sene toprağın nasibidir. Buğdayın sûreti ise, yine odur. Dolayısıyla buğdayın sûretinin kadr u kıymeti aşk iledir. Ve kezâ tâlib ve âşıkı olduğun hünerin senin indinde k olmayan bir devirdeadri vardır ve hünerin talibi olmayan bir devirde aslâ o hüneri öğrenmezler ve ona çalışmazlar. Aşk bi’n-netice iftikâr (muhtaç olma) ve bir şeye ihtiyaçtır, derler. İmdi ihtiyaç asl olunca, muhtâcün- ileyh de fer olur. “Eğer bu söylediğin sözü hâcet sebebiyle söylüyorsun” denilirse, bu söz nihâyet senin hâcetin sebebiyle mevcûd oldu; zîrâ senin bu söze meylin olduğundan, bu söz tulû’ etmiştir (doğmuştur). Dolayısıyla ihtiyaç mukaddem (önde) olur ve bu söz de ondan doğar. Bu halde söz olmaksızın, ihtiyaç var bulunur. Bundan ötürü aşk ve ihtiyaç onun fer’i olmaz. Eğer “Nihâyet o ihtiyaçtan maksûd bu söz idiyse, o halde maksûd nasıl fer’ olur?” denilirse, cevap veririz ki, daima fer’ maksûddur. Zîrâ asl olan ağacın kökünden maksûd, meyveden ibâret olan ağacın fer’idir.” (36. Fasıl’dan)