“İngiliz-Yahudî Terkîbinin Anlamı”
Merhûm filozof Şaban Teoman Duralı‘nın (d. 7 Şubat 1947- v. 6 Aralık 2021) “ÇAĞDAŞ KÜRESEL MEDENİYET Anlamı/Gelişimi / Konumu Çağdaş Küreselleştirilen İngiliz-Yahudî Medeniyeti ” isimli kitabının bu yazının da alıntı olarak başlığını teşkil eden bölümünden (s.20-27 arası) yapacağım bazı alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.
a) Tarihte ilk defa yeryüzünün dörtbir yanında hayatı etkileyip belirleyen bir medeniyet olayıyla karşı karşıyayız; hattâ, iç içeyiz, demek daha yerinde olur. Bu medeniyeti öz tabiatına uygun tarzda adlandırmamışlığımız, genelde, dünya çapında, öncelikle de, Türkiyede ona ilişkin açık bir fikrimizin oluşmamasına yol açmaktadır. Kâh Batı, kâh Avrupa… zaman zaman da çağdaş diyoruz. Bunlardan ‘Batı’, yön belirtir; ‘Avrupa’, coğrafyaya; ‘çağdaş’ ise tarihe ilişkin sözlerdir. Hâlbuki bizim burada gereksediğimiz, medeniyete alem (işaret) olacak deyimdir. b) Tarihin önde gelen medeniyetlerinin yer almış olduğu vâsiî mekân Avrasya anakarasıdır. Afrika ile Amerika’nın tersine, Asya ile Avrupa, coğrafî bakımdan birbirlerinden bağımsız kıtalarmış görünümünü sunmazlar. Birbirlerinden, sadece, sînelerinde teşekkül etmiş ve tarihe damgasını basmış medeniyetlerden türemiş beşerî ilişkiler yumağı ile zihniyetlerin derin farklılıklarından ötürü ayrılmışlardır.
Asya’nın en doğusu ile güney doğusunda Beşinci bine doğru yer almağa başlayan pirinç tarımı dolayındaki yerleşim, Doğu medeniyetleri câmiasının beşiği olmuştur. Asyanın güney batısında yine Beşinci bin dolaylarında buğday ile arpa ekiminin vuku bulduğu havalilerdeyse, bu defa, Batı medeniyetleri câmiasının öncüsü Sümer kültürünün biçimlendiğini görüyoruz. Şu son andığımız mahalden peyderpey Mesopotamya, Mısır, Doğu Akdeniz -Fenike, Filistin ile İsrail- , Hıristiyan ile İslâm ve nihâyet Yeniçağ dindışı Batı Avrupa medeniyetleri çıkıp serpilmişlerdir. 1400lerin sonlarından itibâren Hıristiyan medeniyetinden türeyen, 1600lerin ikinci yarısından sonra ona yeğinlikle karşı çıkarak biçimlenmeğe koyulan Yeniçağ dindışı Batı Avrupa medeniyeti, kendi devâmı sayılabilecek birini de bilkuvve bağrında taşımaktaydı.
Avrasyanın doğu yakasındaki Doğu medeniyetleri pek uzun soluklu olmuşlardır. Batıdakilere gelince; bunlar, Doğululara oranla daha kısa ömürlüdürler. İlkçağ Mesopotamya, Mısır ile Doğu Akdeniz medeniyetlerinden itibâren, çeşitlilik öylesine artmıştır ki, birbirleri ardı sıra oluşan medeniyetlerin benzerliklerinden ziyâde zıtlıklar ortaya çıkmıştır. Tektanrılı Vahiy Dini ile Felsefe-bilim sisteminin neşvünemâ bulduğu zemin olması itibârıyla Batı medeniyetleri câmiası, tarihte eşsiz benzersiz bir mevkii işgâl etmektedir. Bunlardan birincisini Sâmî kavimlere, ikincisiniyse Arîlere borçluyuz. Tektanrılı Vahiy dinlerinin ilki Yahudîliktir; ana örneğiniyse, İslâm teşkil eder. İslâmın temsil ettiği ve vücut verdiği ölçüde Tektanrılı Vahiy dini ile Eskiçağ Ege medeniyetinde biçimlenmiş Felsefe-bilim sistem geleneği, müteâkip medeniyetler üzerinde çeşitli etkiler icrâ etmişlerdir. Yapısal özellikleri yüzünden Katolikliğe yaslanmış Hıristiyan Ortaçağ Avrupa medeniyeti kendi toplumsal ile siyasal bünyesinde benzersiz çalkantılar ile çatışmalara, tam manâsıyla, bir cedel sürecine sahne olmuştur. Birinci ve en şiddetli raddede mücâdele Ruhbân -kutsanmış (OsmT mukaddes)- din adamları (OrtL clerus) ile Ruhbân-olmayan (OrtL laicus) zümreler arasında vukû bulmuştur. Bunun yanı sıra, dindışı (OrL secularis)- dünyevî (OrL profanus) zümrenin kendisi de, Ortaçağın erken devirlerinden -Onuncu yüzyıldan – itibâren kendi içerisinde yeğin çıkar çatışmalarına tanık olmuştur. Hükümdar-asilzâdeler -derebeği-toprak zâdegânı. Bu durum ise, Ortaçağın sonları ile Yeniçağın başlarında -demekki, 1400lerle birlikte- kendisini belirgince gösterecek olan sınıf farklılaşmasının kaynağını oluşturmuştur. Yeniçağ dindışı Batı Avrupa medeniyeti, Hıristiyan Ortaçağ medeniyetinin tabiî uzvî uzantısı, devâmı yahut türevi olarak değil, öncelik ve özellikle Ruhbân ile Ruhbân- olmayan zümreler arasındaki yeğin çekişmenin sonucunda ona tepki şeklinde vücut bulmuştur. Elbette anılanlardan ikincisinden birincisine değerler intikâl etmiştir. Ne var ki, Ortaçağdan Yeniçağa etki, daha ziyâde, olumsuz anlamda olmuştur. Fransa haric, Germen dillerini konuşan Yeniçağın Batı ile Orta Avrupası, Latin dillerini kullanan Ortaçağın Roman Güney Avrupasının din esaslı değerler manzumesini alaşağı ederek, devirerek ilkece, Tanrı çıkışlı dinî gündemdışı kılıp onun yerine,insan dimağının ürünü felsefî temeller üstünde kendisini inşâ etmiştir. İngiliz-Yahudî medeniyetine gelince,o, Yeniçağ dindışı Batı Avrupa medeniyetinin tabiî uzvî devâmı olarak da görülebilir. Yeniçağda basgöstermiş olan Islâhât, İnsancılık ile Aydınlanma Devrimcilikleri (Fr Revolutionisme), İngiliz-Yahudî Medeniyeti çerçevesinde temellenerek kurumlaşmışlardır. Başta dinî-siyâsî-toplumsal hareketler olarak temâyüz etmişken, İngiliz-Yahudî medeniyetinde iktisâdî-siyâsî kurumlaşmaların -felsefeden türetilmiş- ideolojik temelleri haline gelmişlerdir. (…) Buradan da Maddeci-Mekanistik dünyatasavvurunu üretmiş ve nihâyet adı geçen dünya-tasavvurunun üstünde belirlenimi gevşek kalmış, demekki, sıkı sıkıya tarif olunmamış bir ideoloji olan İnsancılık- dünyacılığı inşâ etmiştir. Bunu Secularisme- Positivismein diğer bir deyimlendirilişi şeklinde kullanıyoruz. İngiliz-Yahudî medeniyetindeyse, İnsancılık-dünyacılık, ideoloji olma vasfını kaybedip dünyagörüşü hâline gelmiştir. Adı anılandünyagörüşünün içerisiyse, insanın maddî ilişkiler ağıyla doldurulmuştur. Başka bir anlatımla, yalnızca dünyaya yönelmiş hâlde yaşayan insanın, yalnızca-dünyaya-yönelik-yaşayışını oluşturan doku maddî ilişkiler ağından ibârettir. Bu derekede mütâlea ettiğimizde de, insanı, İslâmî bir deyişle, beşere indirgemiş oluruz. (…) İngiliz-Yahudî medeniyetinin indinde maddî ilişkiler ağı, üretim-tüketim dengeleriyle dokunmuştur. Üretim-tüketim dengelerini ele alıp işleyen zanaat, iktisattır. Şu hâlde söz konusu medeniyetin maddî ilişkiler ağı, haddizâtında, iktisâdîdir. Ancak, bu, alışılagelinmiş iktisat değildir. Geliştirilmiş olan, bir alışılagelinmemiş iktisat modelidir; devrimcidir. Alışılagelinmiş iktisatta, varolan temel ihtiyaçlara göre üretilir. Buradaysa ilkin, ihtiyaçlar üretilir, Başka br deyişle, tüketim kamçılanır. Kamçılandıkça tüketim artar. Demekki, üretim, tüketimin talepleri doğrultusunda hareketlenmektedir. (…) Bu gidişin biricik hedefiyse, durmadan dinlenmeden yükselen kâr paylarıdır. (…) Üretim için zorunlu olan para miktarınaysa, sermâye diyoruz. (…) İşte, üretimin anahtarı demek olan para miktarını toplayıp elde tutmak ve kâr payını dahi durmadan artırmak esasına dayalı ideolojinin adıysa, Sermâyeciliktir (Fr Capitalisme). (…)”
No Comments