İhtişamlı ve nâzenîn bir pâyitaht: Edirne
“Selimiye” derler, “Edirne” derler… / Tatlı bir gariplik duygusu gelir. Kemerler, çeşmeler, minarelerle / Bir eski eserler kâmûsu gelir.
Minarelerden en tatlı ezanlar, / Dallardan güvercin “hû hû”su gelir. Ayşekadın’a gül ve Yıldırım’a / Üçşerefeli’nin kumrusu gelir.
Şu Selimiye’dir, şu Muradiye, / Çinilerden sümbül kokusu gelir. / Karşına ya iki sedef çekmece, / Ya iki mücevher kutusu gelir.
Vezirlerin iki tuğlusu gider, Arkasından yedi tuğlusu gelir. Şurada abdest alır Hüdâvendigâr, / Yerden suyu, gökten havlusu gelir.
Dedeler adına “Meriç” demişler, / Sınırdan bir ana kuzusu gelir.
Arda’dan su içer turnalar akşam, / Tunca’ya Tuna’nın kuğusu gelir. Bir yelpaze açar vadi çiçekten, / Yurdumun şahane tavusu gelir.
Kovanlar, bahçeler birbirlerinin / Ovada, kapu bir komşusu gelir
Kovanlar, bahçeler, bağlar üstüne / Akşamın ya sisi; ya pusu gelir.
Sular der ki: “Uyu, Edirne’m, uyu” / Mahzun Edirne’nin uykusu gelir. / Sazlardan nilüfer kokusu gelir / Taşları kararmış bir yol ucunda / Üçşerefeli’nin kapusu gelir.
Şu yana dönersen, Eskicami’nin / Kesilmiş, biçilmiş avlusu gelir. Atınca üç adım daha ileri, / bir serin kubbenin kuytusu gelir.
Dünyanın en güzel minareleri / Ve kubbelerin en uslusu gelir. / Türk’ün Trakya’da tapusu gelir
Mihrabında bir teravih kılmaya / Denizler ardından yolcusu gelir. Bilsen ki bağrında kanar bir yara, / yarasını sarmak arzusu gelir.
Mahya olmak için Sultanselim’ e, / Göklerden YILDIZI ORDUSU GELİR. Kubbeler menekşe, şerefeler gül, /mermerinden çiğdem kokusu gelir.
Arif Nihat Asya (1904-1975), Adana’dan sürgün olarak geldiği ve kısa bir süre kaldığı Edirne’den öylesine etkilenmişti ki, şehirden ayrılırken arkasında- yukarıda sadece kısmen iktibas ettiğim- muhteşem bir destan bırakmıştı. Edirne böyledir. Osmanlı’nın BU İHTİŞAMLI VE NAZENİN PAYİTAHTI, UĞRAYAN HERKESİ HAYRAN ve meftun eder.

No Comments