admin Posts

“Varlığın idraki meselesini, ‘Nasıl davranmalıyım?’ sorusundan ayrı ele alamayız.”

 

İbrahim Kalın‘ın BARBAR-MODERN- MEDENÎ –Medeniyet Üzerine Notlar- kitabının (İnsan Yayınları: 705, İbrahim Kalın Kitaplığı:3, Birinci Baskı 2018) DÜNYA GÖRÜŞÜ VE VARLIK TASAVVURU başlıklı bölümünden yer yer yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki s.130’dan bir alıntı cümle olarak bu yazının başlığını teşkil ediyor) oluşturacak bu yazıyı.

“(…) Kartezyen sübjektivizmin etkisi altında gelişen modern hümanizm, insanı varlığın merkezine yerleştirirken, pozitivizmin etkisi altında şekillenen modern kozmolojiler insanı, evrende anlamsız bir varlık mesabesine indirgemiştir. Modern düşüncenin bu çelişkisi, kelimenin en hafif ifadesiyle büyük bir karmaşaya yol açmakta ve modern insan, yarı-tanrı olmakla bir hiç olmak arasında gidip gelmektedir.

Halkın iradesine saygı kolay şey mi?

 

Bilindiği gibi, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan halkın oyuyla Cumhurbaşkanı seçilmiş bir kişi. Ne ki, kendisi tarafından belirlenmiş yeni bakanların TBMM’de milletvekillerine duyurulması oturumuna dâhil olması esnâsında ana-muhalefet partisi milletvekillerinin ayağa kalkmaması haberini televizyondan duyduğumda üzüldüm. O’nu seçen Türk Halkı millet vekillerini de seçmiştir. Neden ana muhalefeti temsil eden parti milletvekilleri bu geleneğe uymadılar? Televizyonu izlerken yanlış duymadıysam böyle bir bilgi de verildi ve geleneğe uyulmayan bir toplu tavır gösterilmiş oldu ana muhalefet partisi milletvekillerince. Ama nezâket de insanların hepsinde potansiyel olarak bulunur bir özellik değildir elbette. O özellik insan denilen yaratıkda olacak ki, gerektiği durumda yansıtılsın; yansıtılması da kolay bir meziyet değildir; bir kültür, görgü ve incelik gerektirir. Milletvekili seçilmiş de olsalar, aynı halkın seçtiği Cumhurbaşkanı’na Meclise girdiği sıra ana muhalefet partisinin milletvekillerinin topluca ayağa kalkmayıp böyle bir gösteri sergilemeleri kendi sâbit, bağnaz ve geleneğe aykırı özelliklerini yansıtır ancak. Türk halkına ve onun tercihine, iradesine saygısızlıktır böyle bir tavır ayrıca. Milletvekillerini de, Cumhurbaşkanı’nı da seçen aynı halktır zira. Cumhurbaşkanı yemin ettiğinde de ana muhalefet partisi milletvekilleri alkışlamamış. Bu tavırları yansıtmak onları mutlu etmiş olmalı. Bu da insan kalitesi üzerine düşündürüyor olmalı sağduyulu insanları.

Bizim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızda CHP’li siyasetçiler ve o partiyi destekleyen insanlar çok daha seviyeli ve olgun insanlardı. Demokrat Parti’li ve CHP’li insanlar birbirlerine saygılı davranırlardı, tartıştıkları durumlarda da seviyeli ve olgun tavırlar yansırdı. İsmet İnönü’nün genel başkan olduğu CHP ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanı olduğu CHP arasında büyük, belirgin bir fark olduğu inkâr edilebilir mi?

Cevâmiu’l-Kelîm: İbnü’l-Arabî’nin Dünya Görüşünde İnsan ve Âlemdeki konumu

 

Muhammed Bedirhan‘ın bu başlıklı yazısından ( 2 aylık düşünce dergisi Teklif, Kasım 2022/ Sayı 6) yer yer yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Cevâmiu’l kelîm insanın en mükemmel varlık moduna işaret eden anahtar-kavramdır ve Fusûs’ta yer alan bütün meseleleri anlamak bu kavramı anlamakla doğrudan ilişkilidir.” (s.198)

“İnsan âlemdeki diğer şeylerin olmalarının sebebi, var oluş süreçleri için bir tür aracı ve var olmalarının gayesidir. Bundan dolayı insan âlemdeki diğer varlıklar için ontolojik bir ilkedir. Öte yandan Tanrı’nın âlemi yaratmasındaki gaye olan bilinmeye duyduğu sevgi en kâmil hâliyle insan vâsıtasıyla tahakkuk eder.” (s.200)

“İnsan türünün hakikatini teşkil eden ve toplayan anlamına gelen el-Câmi’ ismi ve bu türün en kâmil ferdinin hakikatini teşkil eden Allah ismi, ilâhî isimlerin kapsam bakımından en geniş olanıdır. Dolayısıyla âlemdeki şeylerin hakikatleri konumunda olan diğer ilâhî isimler bu isimlerin şemsiyesi altında toplanırlar.” (s.202)

“Gerek el-Câmi’ gerekse Allah isminin mazharı ve tecelligâhı olması dolayısıyla tür ya da fert olarak insan, bütün ilâhî isimlerin hakikatlerinin kendisinde toplanması nedeniyle aynı zamanda Tanrı’nın sûretidir / imago Dei. Bu özellik onun epistemolojik ilke olması hususunda teorik bir zemin teşkil eder. Ayrıca insanın hem tür hem de fert itibariyle halifetullah (Allah’ın halifesi -a.a.) olması, âlemi yönetmesi gibi ontolojik sonuçlar da bu özelliğin bir yansımasıdır.” (s.204)

Şeyh Hazmi Tura’nın O’na övgüsüyle aynı sayfada yazısı tamamlanıyor yazarın:

Bu âlem buldu nûrunla bidâyet yâ Resûlallah / Yine sende bulur âlem nihâyet yâ Resûlallah / Sana ta’zim için gönderdi Cibrîl-i Emîn’i, Hakk / Seni dergâhına Hakk etti dâvet yâ Resûlallah / Şeb-i Mi’râc husûsî bir tecellîdir Sana yoksa / Bütün ânın senin, mi’râc-ı İzzet yâ Resûlallah / Seni gören görür Hakk’ı ki, Sen mir’ât-ı Rahmân’sın / Cemâl-i zâtını görmek ne devlet ya Resûlallah / Senin hâk-i itirnâkın tefâhur eyler eflâke / Harîm-i hazretindir arz-ı cennet yâ Resûlallah / Günahkârım huzurunda beni affeyle Sultânım / Ki Sensin âleme hüccet-i Rahmân yâ Resûlallah / Der-i devlet maâbında boyun bükmüş niyâz eyler, / Kulun Hazmî diler senden şefâat yâ Resûlallah!

“Haçlı seferleri’nin gerçek sebebi ne idi?”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında ŞİİR VE TEMİZ ŞEY başlığıyla çıkan 12 Zilkade 1444 / 31 Mayıs 2023 tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/ IsmetOzel?Id=176&Katld=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki o yazının beşinci paragrafından bir cümle olup alıntı olarak bu yazının başlığını teşkil ediyor) oluşturacak bu yazıyı.

“Şehitlik yalnızca Müslümanlara hasredilmiş bir mertebe olarak arınmaktır.” (…) Şehit kendi başına ‘Niçin varım?’ sualinin cevabıdır.

“Temiz ile münasebet insanlık kadar eskidir. (…) Tartının esas alınması yalnızca ve yalnızca İslâm ile gerçekleşir. (…) Değerlendirme din gününde Allah tarafından yapılacaktır ve Allah’ın kulları amellerinin ne ağırlıkta olduğunun bilgisine ancak o zaman erişebileceklerdir. Aklımız bu yoldan geçerek Allah’tan emin olmanın niçin küfür olduğuna varır.

“(…) Hangi sebeplerin hangi neticeleri doğurduğu bahsinde elde edilebilecek sonucu kıyamet gününde öğrenebileceğiz. İşte burada şiirden söz etmemiz gerekmektedir. (…) Şiirden söz etme gereğini dile getirdikten hemen sonra iki modern ressamdan bahis açtım. Niçin? Çünkü sanattan ve sanatçılardan bahis açabilmek için beşerin insan olmağa doğru yolculuğunu hesaba dahil etmek zaruridir. (…) Modernlik bizi veznin ve kafiyenin aşıldığı yerde gürleşen bir şiir yapısıyla tanıştırdı. (…) İkinci yeni şiir akımı özünü edebiyat âlemine sindirttiğinde 1839 Hıristiyan yılından sonra geçen uzunca bir aradan sonra Divan Edebiyatı’nın değerinden söz edilmeye başlandı. (…) Hiç kimse Mehmet Akif’in niçin Nedim’e yakınlık duyduğuna dikkatleri çevirmedi. Ben İstiklâl Marşı şairine edebiyat dünyasında yer tanınmadığı bir ortamda yetişkinliğe erdim. (…) Beşer olarak doğmuş ve insanlaşmayı hedef edinmişsek şiirin elimizden alınamayacak temiz şeyden doğduğunu ve ilk karşılaşmasında temiz topraklarda kök saldığını öğrenmemiz lâzım. (…)

Beş kitabın her birinden alıntı olarak, birer konuyu açıklayıcı ifadeler

 

O kitaplardan ilki Muhyiddin İbnu’l- Arabî‘nin eserinin Ahmed Avni Konuk tercüme ve şerhi ve Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve Dr. Merhûm Selçuk Eraydın‘ın yayına hazırlamasının ürünü olan Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi -I’dir ( M.Ü. İFAV, Yedinci Basım, 2017).

“Bilinsin ki, ‘vücûd’ (varlık) insanî hakikat olan vâhidiyet mertebesinden rûh mertebesine indiğinde üç ma’rifet (bilme/tanıma) hâsıl oldu ki, birisi nefs ma’rifeti(kendini ve hakikatini tanıma), diğeri varedeni ma’rifet (kendisini ve her şeyi varedeni tanıma, üçüncüsü varedene karşı fakr ve ihtiyacını bilmektir. Bu ma’rifet gayriliği / başkalığı içerir. Ve bu ruh Muhammedî (s.a.v.) rûh ‘dur. Diğer rûhlar onun rûh-ı şerîfinin cüz’yyâtıdır(tikelleridir). Onun için (S.a.v.) Efendimiz’e ‘ruhların babası’ da derler. Bu rûh ‘tüm aklın sûreti’dir ki ‘hakikî âdem’dir. ‘Varlık’ tüm aklın sağ tarafı, ‘imkân’ sol tarafıdır.” (s.31)

İkinci kitap İsmet Özel‘in “Pergelin Yazmaz Sivri Ucu” (TİYO Yayınları, Ağustos 2021 I.Baskı) isimli kitabıdır.

“Dil ustası bilinen şairler dili araç saymalarıyla birlikte batağa saplanır. Ataol Behramoğlu’nun bana Sezai Karakoç’a dair rahatsız edici şeyler söylemesi daha genç yaşında dilin üstüne çıkmayı reddedişinden doğmuş olsa gerek. Sağcı olduğu halde böyle şeyler yazmasına hayret edişimiz onun iyi şair sayılmasına sebep oldu yolunda ifadeler türeten gencin sözlerini Turgut Uyar’a nakletmek ihtiyacını duydum. Ben diyeceğimi bütün safiyetimle demem itibariyle yüz hatları asabileşen Uyar ‘Benim yazdıklarımla Karakoç’un yazdıkları arasında ne fark var?’ sualiyle bahsi kapattı. (1963) Bahis kapandı; gelgelelim olaylar bilhassa o günler sonrasında kimsenin beklemediği gelişmelere açıldı. Şahsen benim omuz attığım kapılardan yeni bir alana ulaşan herkes dünya sistemi lortlarının emrinde olmanın zevkini sürdüklerini bilir. 60’lı yıllarda Türk vatanı bakımından mesele, bir ülkenin dünya karşısında, dünyanın kurulu düzeni karşısında ne anlama talip olduğu meselesiydi.” (s.15-16)

Üçüncü kitap İbrahim Kalın‘ın “Barbar, Modern, Medenî Medeniyet Üzerine Notlar- (İnsan Yayınları, İbrahim Kalın Kitaplığı,Birinci Baskı 2018) kitabıdır.

“Kavafis’in şiiri, barbarların muhayyel ve düzenleyici işlevini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Barbarların gelmeyeceği, aslında hiç olmadıkları haberine sevinmesi gereken insanlar, buna neden üzülürler? Bu sorunun cevabını da ben ve öteki arasında kurulan ilişkide aramak gerekir. Hayalî barbarların bir anda yok olmasıyla eski sorunlar geri gelir. ‘Zaten yoktular’ mesabesindeki barbarlar sahneden çekilmiş ve ülke yine kendisiyle başbaşa kalmıştır. İnsanlar meselelerini, olmayan bir barbar tehdidi üzerinden değil, kendi gerçekleriyle yüzleşerek çözmek zorundadırlar. Barbarların gelmediğine sevinmesi gerekenler, ‘Şimdi biz bu barbarların korkusu olmadan ne yapacağız?’ deseler de gerçek, açık ve yalın bir şekilde ortada durmaktadır: Muhayyel bir öteki, uzaktaki bir düşman, mutassavver bir barbarlar güruhu üzerinden kendini ‘medenî’ olarak tanımlamak sorunları çözmez, tersine derinleştirir. (…) Düşmana karşı elbette tedbir alınır, amansızca mücadele edilir. Ama olmayan bir düşman üzerinden üretilen korkular sadece kimlik krizine götürür.” (s.8)

Dördüncü kitap Mahmud Erol Kılıç‘ın “Tasavvuf Düşüncesi Makaleler-Konferanslar I”kitabıdır (Sufi Kitap 2.Baskı Aralık 2014).

“Kur’ân’daki bütün sözlere âyet denir. Âyetin manâsı işarettir, hakikat değildir. Yani bu âyetlere bak, yeryüzündeki diğer âyetlere bak, aslına hakikatine çık, anlamındadır. Bizim geleneğimizde, aslına çıkma sanatına ‘evvele, yüevvilu’ kökünden gelen evvele çıkmak yani evveline çıkmak denilir. Bu te’vil sanatıdır. Evvelini biliyorsanız, aslını biliyorsanız, te’vilini (anlam vermeyi) ancak o zaman yapabilirsiniz. İşte o zaman o açılmış olanı tekrar aslına toplayabilirsiniz. Dolayısıyla var olanı, aslına, asıl nüshaya referansta bulunarak çözebilirsiniz. (…)” (s.65-66)

Beşinci kitap merhûme Ayşe Şasa‘nın “Şebek Romanı -Fantastik Kurgu- kitabıdır(Gelenek Yayıncılık/117 Birinci Basım Ekim 2004, Ayşe Şasa Kitaplığı/3 )

“Saat şimdi 10:54’tü. Amadeus ne yapacağını düşündü. İnip beşinci kattaki pastanede merengli bir Marie Antoinette pastası mı yemeli, kendini sıkıp tezine mi çalışmalıydı.. (…) Değişik kaynaklardan aldığı notları taramaya başladı. Angelicus Watkins’in 2017’de kaleme aldığı ‘Şebekleşme Cesareti’nden topladığı ibareleri gözden geçirdi. ‘Şebekleşmeyen şebekleştiremez.’ Yine Lena’ya kaydı aklı. Özeleştiri yaptı. ‘Ben yeterince başarılı bir şebek olabilseydim Lena’yı da şebekleştirmem mümkün olurdu..’ Derinlere daldı. Yetimhane’de başlayan çocukluğu, melankolik takıntıları, yalnızlık duygusu… Oyunbaz, havai, vurdumduymaz olabilmek.. Tam bir şebek olabilmek.. Aklın, duyguların parazitlerinden kurtulup duyumları iyi çalıştırmak.. Muhteşem Şebek İmparatorluğu’nun uyumlu, verimli, başarılı, buluş sahibi bir bireyi olabilmek..” (s.31)