Uncategorized Posts

Seçkin bir akademisyen ve entelektüel olan M.Şükrü Hanioğlu’nun sıradışı gazete yazıları artık çıkmayacak!

 

Az önce, her pazar sabahı merakla ve keyifle yazısını okumayı âdet edinmiş olduğum M. Şükrü Hanioğlu‘nun bu sabah da yazısını okumak üzere oturduğumda ilk kez bu kadar kısa bir başlıkla karşılaştım. Dört harften ibâret bu başlık (veda) bir yazıya değil, kendi deyişiyle bir nota âitdi. Hiç beklemiyordum. Bu notu aşağıda aynen aktarmaktan başka bu kararına dair diyecek bir şey bulamıyorum. Yazılarının devamlı izleyicilerinden biri olarak, dokuz seneye yakın bir zamandır meselelere ve konulara yaklaşım ve fikirlerinin dayanağı olduğunu düşündüğüm bilgi birikimi, sağduyusu ve tevazuu ile, gazete yazılarından istifade etmemiz için bizlere lutufkâr bir imkân sunduğu kanaatinde oldum hep. Bunun için kendisine içten şükran ve minnet duygularımı belirtir; yakınlarıyla birlikte sağlık, âfiyet ve iyilikler dilerim.

İsmet Özel’in yazılarını neden önemsiyor ve okuyorum?

 

1970’li yılların ikinci yarısının ortalarından bu yana gazete, dergi, kitap gibi yayın araçlarında yazılarını merakla okuduğum bir şair İsmet Özel. O’nun, kendisi 40 yaşında iken (1984 yılında) çıkan “Celladıma Gülümserken” adlı şiir kitabını Ankara’da olduğum yıllarda Kızılay’da bulunan ve sol cenahtan bir kitabevi olarak bilinen bir kitapçıdan, kitap çıkalı en fazla bir hafta olduğu bir günde sorduğumda, o kadar mahcub bir tavır yansıttı ki muhatab olduğum şahıs, “en kısa zamanda getirteceğimden emin olunuz, birkaç gün içinde elimizde olur” dedi ve ben üç gün sonra gittiğimde kitabı aldım.

“İnsan varlığındaki üç nûr”

 

M. İbn Arabî‘nin (1165-1240) “Tedbîrât-ı İlâhiyye” adlı eserini okuyup anlamaya çalışmamızı, merhum Ahmed Avni Konuk‘un (1868-1938) bu eserin tercüme ve şerhini 1925 yılında, yani harf inkılabından birkaç sene önce tamamlamasına ve o tercüme ve şerhin de 1990’lı yılların başlarında günümüz Türkçesiyle değerli hocamız Mustafa Tahralı tarafından yayına hazırlanmış olmasına borçluyuz. Bu kıymetli eserden başlıkta belirttiğim konuyu olabildiğince kısa ve öz olarak aktarmaya çalışacağım. Yer yer parantez açarak bazı kelimelerin ve ifadelerin karşılıklarının bir kere verilerek anlaşılmasını sağlamayı gerekli gördüğümü belirtirim.

1921 yılı Mayıs’ında neşrolunmuş bir dergiden Yahya Kemâl’e ve Falih Rıfkı’ya ait birer yazıdan alıntılar

 

Merhûm Yahya Kemâl‘in Musahabe KALPLE DİL ve yine merhûm Falih Rıfkı‘nın YENİ NESİLLER İÇİN BİR MEZARLIK başlıkları altında neşrolunmuş birer yazısı. 16 Mayıs 1337/1921 tarihli Dergâh dergisinin 3. sayısında. (Günümüzde aynı adla yayınlanmakta olan aylık Edebiyat-Sanat-Kültür Dergisi Dergâh’ın, Mayıs 2016-315.sayısıyla birlikte, okuyucularına hediyesi olarak verdiği bu tarihî değeri olan dergiyi görme ve okuma imkânı bulduğum için sevinmiştim, anlamlı bir hediyeydi benim için.)
Bu iki yazıdan alıntılar sunacağım. O dönemde biri şair, diğeri yazar iki ünlü edebiyat ustasının yazıları düşündürücü ve o dönemle günümüzü karşılaştırma açısından bir imkân bu yazılar. Daha o zaman böyle düşünülüyorsa, şimdilerde nasıl düşünülür, nasıl görülür olup bitenler; okurken bunun hissiyatında olmamak mümkün değil.

Hz. Mevlânâ’nın Fîhi Mâ Fîh adlı eserinden bazı sözler

 

Fîhi Mâ Fîh, Hz. Mevlânâ’nın (1207-1273) Farsça kaleme almış olduğu bir eser olup merhûm Ahmed Avni Konuk (1868-1938) tarafından harf inkılabından önceki Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Merhûm Selçuk Eraydın (1937-1995) bu eseri günümüz Türkçesiyle yayına hazırlamıştır (1993). İçinden aşağıdaki sözleri aktaracağım eser 2009 tarihli 8. Baskısı yapılmış kitaptır (İz Yay.).