Mahmud Erol Kılıç’ın “Zihinci meczuplar” başlıklı yazısından birkaç cümle…

 

(…) Çok katlı bilme dereceleri olduğuna inanan bir kişinin kendi zaviyesinden gördüğü bir hakikati o zaviyeden görmeyen birisine ispatlamaya kalkması kadar saçma bir şey olamaz. Geleneğin ustaları “Bir aptalla tartışıyorsanız iki aptal tartışıyor demektir” derler. (…)

İki değerli yazıdan birer bölüm

 

İlki Rasim Özdenören’in “Kan dökmedeki bu gözü dönmüşlük nedir?” başlıklı yazısı. Yazının son satırları:

Ahmet Taşgetiren’in “İdrak çağrısı-2” başlıklı yazısından iki bölüm

 

(…) “Beklenen mutluluk biraz ilerde.”
“Biraz…”
İfadedeki, kafiye olsun torba dolsunculuğa, laf ola haline bakar mısınız? Ne demek “biraz ilerde”? Bekleyin, safsınız ya, aptalsınız ya, benim her dediğime inanırsınız ya, sizi parmağımda oynatıyorum ya, bekleyin, işte “biraz ilerde…” Çıkmaz ayın son çarşambası gibi.
(…)

(…) Bağlılıkların oluşturduğu psikolojik edilgenlik içinde bunu yapmak kolay değil biliyorum. Ama felakete gidilirken bir şuur hamlesi olmalıydı.
Bin kişi çıksa ve “Yanlışı gördük, uyanın kardeşlerim” diye seslense, bu 15 Temmuz cinayetine gelinmezdi en azından. (…)

http://www.star.com.tr/yazar/idrak-cagrisi2-yazi-1237895/

M. Şükrü Hanioğlu’nun “15 Temmuz”a dair yazısından bir bölüm

 

(…)”Siyaset”in alan sahiplenme ve düzenlemesini gerçekleştirebilme hususunda yeni bir başlangıç yapabilmesi için iktidarın “olağanüstülük” konusundaki hassas dengeyi korumasının yanı sıra “muhalefet”in de anlamsız komplo kuramlarına cevaz vermeyerek 15 Temmuz kalkışmasının bir kurum olarak “siyaset”i hedeflediğini görmesi gereklidir.
Bu kalkışma, darbe tarihi zengin Türkiye’nin evvelce karşılaşmadığı bir altyapı ve arka plana sahiptir. Değişik küresel güçlerin taşeronluğunu yapan bir kapalı yapı 15 Temmuz’da “darbe”nin ötesinde bir “işgal” ve “devirteslim” girişiminde bulunmuştur.
Onun hedefinin bir kurum olarak “siyaset” olduğu ortadadır.
Dolayısıyla bu kalkışmanın “kontrollü darbe” benzeri komplo kuramı temelli bir söylemle “muhalefet karşıtı” bir eylem olarak kavramsallaştırılması ve “iktidar” eleştirisi için araçsallaştırılmasının “siyaset”in gerçekleştirmekte fazlasıyla ağır kaldığı kurumsallaşmasına ciddî bir darbe vuracağı şüphesizdir. (…)

http://www.sabah.com.tr/yazarlar/hanioglu/2017/07/16/kacirilan-firsat-ve-telfisi

Gökhan Özcan’ın yazısının son bölümü

 

“(…) Peki karanlık planı yapan iç ve dış odaklar, bundan önceki darbeler gibi planlarını herkesin uykuda olduğu bir saatte, sabaha karşı hayata geçirseler ve bu kadar gürültü yapmayıp daha sinsi stratejilerle önce kurumsal mevzileri ele geçirip kamu gücünü felç etseler ne olurdu? Bu şekilde bile devletin televizyonunda bildirilerini okutabildiler, bunu unutmayalım?