Üç gazete yazısından üçer cümle
Mahmud Erol Kılıç’ın “Din adamı modelimiz Yunus Emre olsaydı” başlıklı yazısından:
“Bazılarının bu başlığa istihza ile yaklaşacağını ve yazının devamını okumayacaklarını tahmin ediyorum (…)”
Mahmud Erol Kılıç’ın “Din adamı modelimiz Yunus Emre olsaydı” başlıklı yazısından:
“Bazılarının bu başlığa istihza ile yaklaşacağını ve yazının devamını okumayacaklarını tahmin ediyorum (…)”
1971 yılı Ocak ayının 11. günü Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi’nde bu fakültenin bölümlerine asistan alınması amacıyla sınav yapılıyordu. Ben de İstanbul’dan ‘Doğu Ekspresi’yle 40 saatlik bir yolculukla Jeoloji bölümüne alınacak bir asistan için adaylardan biri olarak Erzurum’a gelmiş bulunuyordum.
Süleyman Seyfi Öğün’ün bu günkü yazısının (Yeni Şafak, 05.01.2017) başlığını tırnak arası başlık olarak alıntılayıp, sadece son bölümünü aktarmakla yetinerek bu önemli bulduğum yazının okunmasına küçücük de olsa teşvik anlamında bir katkım olsun istedim.
“(…) ‘Yaşam biçimi’ hassasiyeti, sindirilmemiş, başarılamamış ‘ağır ev ödevlerinin’
bunalttığı orta sınıfların firar gerekçesidir. Yaşam biçimi fetişizmi, hakkı verilmemiş hayatların afyonudur. Elbette kuru bir özcülüğün peşinde değilim ama bir lütuf olarak gördüğüm yaşamı biçimlere indirgemek; bununla da yetinmeyip onu fetişleştirmenin, kutsamanın nesi var Allahaşkına?”
(alıntılanan bölümün ait olduğu yazıyı okumak için bunu tıklayın)
Başlık olarak tırnak arası alıntıladığım bu soru cümlesi İsmail Kara tarafından hazırlanan ve yayınlanan “Rize Müftülerinden Yusuf Karali Hoca” adlı kitabın (Dergâh Yayınları, Anadolu Kitaplığı, ISBN: 978-975-995-179-5, 2.Baskı: Mayıs 2012) bir bölümünün ara başlığı (s.21).
İbrahim Tenekeci’nin “Birbirimize düşersek, ülkemiz düşer” başlıklı yazısından (Yeni Şafak, 04.01.2017):
“(…) Bu dünyadaki gayelerimizden biri de neydi? Hayırla anılmak. İnsan ilişkilerinden başlamak şartıyla her alanda daha iyi olmalıyız. Üslubumuzu kesinlikle düzeltmeliyiz. Güven vermeliyiz. Bunun başka çaresi yok.”
“(…) Azmedip kendi ayakları üstünde durmaya çalışan bir ülkeye karşı uluslararası hırsın taarruzu yaşanıyor.”
“(…) İnsanımız uzun bir aradan sonra Yeni Türkiye rüyası görmeye başlamıştı. Derler ki kan rüyayı bozar. Diyoruz ki işte buna çalışıyorlar. (…)”
(alıntıların ait olduğu yazıyı okumak için bu cümleyi tıklayın)