Ömer Türker’in “Metafizik ve Gayb” başlıklı yazısından birkaç alıntı
İki aylık düşünce dergisi Teklif’te (sayı: 4, Temmuz 2022) çıkan Ömer Türker’in “Metafizik ve Gayb” başlıklı yazısından birkaç alıntı oluşturacak bu yazıyı.
Metafizik, insan türünün ulaşabileceği en üst idrak seviyesi olduğundan istidlâl süreçlerini yeni baştan kuran zincirin kavram ve önerme halkalarında eksiklik olmamasına rağmen onlara eşlik eden tasdiklerdeki belirsizlik, daha da büyümektedir.
İdrak edilen her şeyin saf akılla kavranan bir anlamı vardır ve anlamın kendisi belirli bir mazharda zuhur etmedikçe veya İbn Sînâ’nın ifadesiyle muhakkak mahiyet haline gelmedikçe müşahede edilemez. Bu bağlamda tahakkuk etmiş bir anlamı taşmış ederek onun gerçekliğini (hakkıyyet) temaşa etmeyi sağlar ve o anlamı gaybî olmaktan çıkarır.
Ruhun veya nefsin gayba bakan kapısını açamayan kimse metafizikçi olamaz. Nasıl ki fizik ve matematiğin alanları hem tecrübî hem nazarî (teorik) ise metafiziğin alanı da öyledir. Bu durumda metafiziğin gaybî alanını tecrübe eden peygamberler, velîler ve hakîmlerde (hikmet sâhiplerinde) aksi alınamaz bir idrak ortaya çıkabilir.
Gaybla İrtibat Günümüzde Müslümanlara Hangi Külfeti Yüklüyor?
Bilinmeyenle ilgili şu âna kadar anılanlar her ne kadar gayb kavramıyla ilişkilendirilse de bir başka bakımdan izâfî şehâdetin de sınırlarına dâhildir. Tüm bunlarla ilgili külfetlerin altına girmekle erişilmesi umulan gayeler de esas itibariyle dünyevîdir.
Mutlak anlamda gaybî olanla bir irtibat noktası Zât’ın sıfatlarının tecelligâhı olan âlem ve bu âlemin bir parçası olarak var olan insanın nefsidir. Din, mutlak anlamda gâib olan Zât’ın kendisini Nebî’ye bilinir kılmasıyla varlık kazanır. Bu itibarla Zât ile irtibatın bir diğer ara yüzü bizâtihi Nebî’dir.

No Comments