Barbar- Modern- Medenî / Medeniyet Üzerine Notlar

 

İBRAHİM KALIN’ın bu kitabından yapacağım bazı alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı .

“Bir tutum olarak medenîlikten, bir durum olarak medeniyete geçişte kaybettiğimiz değerler nelerdir? İbn Haldun’un iddia ettiği gibi medeniyetin sağladığı maddî imkânlar, bizi medenîlikten uzaklaştırır mı? Medeniyet, medenîliğin zıddı mıdır?”

“Avrupa sömürgecilik hareketlerinin, Aydınlanma ve bilim devriminin ardından yükselişe geçmesi ve modern barbarlığın en hunharca örneklerini ortaya koyması, medeniyet iddialarının kırılgan yapısı hakkında bizi teyakkuza sevk etmektedir. Kendine demokrat, başkalarına barbar bir tutum sergileyen 19. yüzyıl Avrupa devletleri, maddî medeniyet imkânlarından yoksun ama belki de dünyanın en medenî-insanî topluluklarını köleleştirirken, bunu ahlâken ve vicdânen meşrûlaştırmak için de medenîleştirme kavramına başvuruyordu.

Medeniyeti işlevsiz bir soyutlama ve seküler bir din olarak reddeden İsmet Özel’in Üç Mesele : Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma adlı eseri yahut Nobel edebiyat ödülü sahibi Güney Afrikalı edebiyatçı j. M. Coetzee’nin Barbarları Beklerken romanı, medeniyet kavramının farklı gerekçelerle yüceltilmesine karşı çıkan çalışmalar arasında zikredilebilir.

İslâm dünyadan kaçmaz; onu varlık hiyerarşisi içinde doğru bir yere oturtur. İnsanlara Allah’ın dünya üzerinde kendilerine verdiği nimetleri aramalarını, onlardan dolayı Allah’a şükretmelerini ve bu dünyadaki asıl amaçlarını hiçbir zaman unutmamalarını hatırlatır. Hedef, dünyaya köle olmadan onu dönüştürmek, işlemek ve insanlığın hayrına kullanmaktır. Yoklukta sabır kadar varlıkta şükür de mümin kişinin alâmet-i fârikalarından biridir. Kâmil insanlar yokluk ve darlıkta da şükredebilen kişilerdir. Allah’ın ihsan ettiği maddî zenginliğe ve nimetlere şükretmek de kemâl yolculuğunun duraklarından biridir. Dahası “Veren el alan elden üstündür.” düsturu gereği insanların helâl yollardan mal ve mülk sahibi olması, ticaret yapması, refah üretmesi teşvik edilmiş ve bu zenginliği insanlığın iyiliği için kullanmasının kendisine dünyada ve âhirette manevî mertebe kazandıracağı ifade edilmiştir. (…) Adalet, eşitlik, hak ve paylaşım- temelli iş hukuku, servetin tek bir elde toplanmasından ziyade toplumun tamamına yayılmasını hedeflemiştir. Vergi, zekât, sadaka, nifak ve vakıf gibi kurumlar, refahın üretimi ve paylaşımı konusunda açık- seçik ilkeler koymuş ve bunların uygulanmasını devletin salahiyetine vermiştir. Aynı şekilde vatandaşların sadaka ve infak kurumlarını ayakta tutması özendirilmiş ve infakta bulunmanın, kazancın bereketini artıracağı ifade edilmiştir. (…)

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked