Müslümanların İlk Fethi Ramazan Ayında Gerçekleşti

 

Bir Fetih Modeli : Mekke’nin Fethi

Hz. Peygamber (sas), Kureyş’in Müslüman olması durumunda, İslâm’ın, Başta Hicaz olmak üzere, Arabistan’da çok daha hızlı yayılacağının farkındaydı. Bu yüzden de Medine’ye hicretle birlikte, tebliğ stratejisini Kureyş’in İslâm’ı kabul etmesi üzerine kurmuştu. Kendi isteğiyle Müslüman olmayı kabul etmeyen Kureyş, tüm gücüyle mücadele etmesine rağmen, Mekke’nin fethiyle birlikte İslâm sancağı altına girdi. İslâm tarihinin ilk fethi olan ve sonraki fetihlerde de örnek alınan bu kutlu hâdisenin Hicretin 8. yılında, Ramazan’ın 20’sinde gerçekleştiği bilinmektedir.

Hz. Peygamber (sas), Medine’ye hicretle birlikte bütün tebliğ stratejisini Kureyş’in İslâm’ı kabul etmesi üzerine kurmuştu. Her ne kadar Araplar, Hz. Peygamber ve çağrısına Kureyş’in iç meselesi olarak bakıyor olsalar da ortak dînî merkez Kâbe idi ve o da Kureyş’in yönetimindeydi. Başka bir deyişle, Araplar sadece ticârî veya siyasî anlamda değil, dinî açıdan da Kureyş’in tahakkümü altındaydı. Hâliyle Hz. Peygamber, Kureyş’in Müslüman olması durumunda başta Hicaz olmak üzere bölge Araplarının İslâmlaşmasının çok daha kolay olacağını biliyordu. O yüzden de planlamasını bunun üzerine yapmış ; MÜCADELESİNİ “Kureyş’i Mekke’ye hapsetme” stratejisi üzerine inşa etmişti. Kureyş’i Mekke’ye hapsetmenin tek yolu da şehirden dışarı çıkamaz vaziyete getirmekti ki Hudeybiye’ye gelindiğinde bu gerçekleşmişti. Bu süreçte Hz. Peygamber’in başlangıçtaki hedefinden HİÇ TAVİZ VERMEDİĞİ, PLANA SADIK KALDIĞI, Uhud veya Bi’ru Maûne’deki türden kırılmalar yaşansa da ana hedefinden vazgeçmediği görülmektedir. Mekke’nin kapılarını açan anlaşma: Hudeybiye Hz. Peygamber’in izlediği stratejiyi Kureyş’in anladığını söylemek güçtür. Mamafih BİLEREK VEYA BİLMEYEREK Kureyş’in, Mekke’de hapsolmasının önüne geçme adına yaptığı son hamle olan Ahzab girişiminin DE SONUÇSUZ KALMASI ARTIK ŞEHRİ DÜŞME NOKTASINA GETİRMİŞTİR. Nitekim bir yıl sonra Hz. Peygamber’in HAC YAPMA NİYETİYLE Mekke önüne gelmesi, ONLARIN İÇİNDE BULUNDUĞU ÇARESİZLİĞİN BİR GÖSTERGESİDİR. Kureyş, anlaşmayı büyük bir isteksizlikle KABUL ETMİŞ, ZEDELENEN ONURLARINI TELAFİ EDEBİLMEK amacıyla mümkün olduğunca fazla taviz koparmaya yönelmiştir. Burada gözden kaçırmamamız gereken nokta; Kureyş’in sabahtan akşama ANLAŞMAYA KARAR VERMEDİĞİ GERÇEĞİDİR. Normal şartlarda Kureyş’i ve sahip oldukları tarihî kibri DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE BIRAKIN MÜSLÜMANLARLA anlaşma yapmayı, BUNU müzakere etmeleri bile mümkün değildi. Hudeybiye anlaşması ÖNCESİNDEKİ TAVIRLARINDA DA BU DURUMU gözlemlemek mümkündür. Son âna kadar ANLAŞMAYI DÜŞÜNMEMİŞ, KADİM kibirlerinden TAVİZ VERMEMİŞLERDİR.

Resulullah’ın, Kâbe’yi ziyaret için çıktığında böyle bir durumla karşılaşacağını beklediğini söylemek zorlama bir yorum olmayacaktır. Kureyş’in Hudeybiye’deki tavrına karşı Resulullah, ASLINDA ONLARIN ANLADIKLARI DİLDEN BİR KARŞILIK VERMİŞ VE ONLARI ANLAŞMAYA ZORLAMAK İÇİN Kur’anda ALLAH’ın “BEYAT EDENLERDEN RAZI OLDUĞUNU” (Fetih, 18) BELİRTTİĞİ Rıdvân Beyati ile CİDDİYETİNİ GÖSTERMİŞTİR. RESÛLULLAH’IN BURADAKİ GERÇEK NİYETİ Mekke’ye saldırmak değildi. Zira Müslümanlar hafif silahlı olup BİR SAVAŞA HAZIR değillerdi. aynı şekilde, böyle bir savaşa girmek KUREYŞ’in DE TERCİH EDEBİLECEĞİ BİR SONUÇ DEĞİLDİ. Muhtemel bir savaş, KELİMENİN TAM MÂNÂSIYLA KATLİAM OLACAĞI GİBİ SADECE KENDİ ELLERİYLE HARAMLARINI ÇİĞNEMİŞ OLMAYACAK, kendi dokunulmazlıklarını da ÇİĞNEMİŞ OLACAKLARDI. Araplar nezdinde, “Allah’ın evinin hâmileri” olan Kureyş’in Allah’ın evine gelenleri öldürmesi İZAH EDİLEBİLİR DEĞİLDİ. dolayısıyla Resulullah’ın burada tek gâyesi Kureyş’i zorlayarak anlaşma masasına oturtmaktı. Sonunda öyle de olmuş, Resulullah’ın aldığı bu beyât, Kureyş üzerinde baskı oluşturmuş ve onları anlaşmaya mecbur bırakmıştır.

Görüşmeler neticesinde varılan ATEŞKES ANLAŞMASINDA, MEKKE’NİN FETHİNE VESİLE OLAN MADDE, “iki tarafın anlaşmalıları da BU ANLAŞMAYA DAHİL OLUR” şeklindeki maddeydi. BUNA GÖRE Huzâa kabilesi ve Resululah’ın Benû Bekr kabilesi, Kureyş’in himâyesine girerek anlaşmaya dahil olmuşlardı.

Resûlullah’ın Hudeybiye’de yaptığı, Kureyş’in Kâbe üzerindeki İdarî tasarruf hakkını tartışmaya açmaktı. Bunda başarılı olmuş; Kureyş kendi inisiyatifinde gördüğü “Allah’ın komşusu” hakkını kaybetmiştir. Hudeybiye barışı müddetince insanların İslâm’a gösterdikleri teveccühü BİRAZ DA BUNDA aramak gerekir. Bu ateşkes ile Kureyş resmen Medine’de MÜSLÜMANLARIN VARLIĞINI KABUL ETMİŞ oluyordu ki bu bile başlı başına bir kazançdı. KUR’AN bu anlaşmayı “apaçık bir fetih” (Fetih, 1) olarak tanımlamaktadır. Nitekim Mekke’nin fethine kapı aralayan bu anlaşmanın gerçek bir fetih olduğu zamanla anlaşılacaktır.

(DERİN TARİH Dergisi, Sayı 167 / Şubat 2026 / MEKKE’nin Fethi (Prof. Dr. Şaban ÖZ)






No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked