Fîhi Mâ Fîh Kırkaltıncı Fasıl’dan birkaç alıntı
Allah Teâlâ Hazretleri hayrı ve şerri murâd eder; fakat ancak hayra râzı olur; zîrâ meâlen: “Ben bir gizli hazîne idim; bilinmeğe muhabbet ettim” buyurmuştur. 119. Bu kudsî hadîsin burada zikir sebebi özetle budur ki: zât-ı ahadiyyetde gizli olan ilâhî sıfâtlar ve isimlerden birisi, isti’dâd dili ile birer mazhar taleb ederler. Hak Teâlâ Hazretleri kerem kemâlinden, onların harfsiz ve sessiz olan taleblerini is’âf buyurup (isteğini kabul edip yerine getirip) herbiri bir mazharın mürebbîsi olmasını murâd eder. Zîrâ bilinmeğe muhabbet etti; bilinmek ise isimler ve sıfatların mazharları ile mümkin bulundu. Dolayısıyla her isim, kendi mazharının Rabb-i hâssı oldu. Şu halde hayır, Hâdî ve Nâfî’i isminin; ve şer Mudill ve Darr isminin mazharı olup, Cenâb-ı Hak ikisinin varlığını murâd eyledi. Velâkin her özel Rabbin terbiyesinden ( Yani “O kullarınn küfrüne (inkârına) razı olmaz” (Zümer 39/7) âyet-i kerîmesi gerreğince râzı olmadı. Yani hayırdan razı oldu ve şerden razı olmadı. bu bahsin tafsîli Fusûsu’l-Hikem’de “Hûdî Fassı” ve “İsmâîlî Fassı”nda mündericdir. İfadenin geliş şekline göre bu bahsin, muhâlifinden birisine veyâhut Mu’tezile i’tikadına cevâben Cenâb-ı Pîr-i dest-gîr efendimiz tarafından hitab buyrulduğu anlaşılıyor. Bu fasıl da arabî olarak takrîr buyrulmuştur. Bu mahalden aşağısı fârisî olarak takrîr buyrulmuştur. Şeyhden murâd Hz. Mevlânâ (r.a.) efendimizdir. takrîr-i âlîlerini zabt eden zât, kendisinin şeyhi olmak münasebetiyle bu ta’bîri kullanmıştır. Buradan aşağı kısmı da faslın sonuna kadar arabîdir. Mesnevî-i Şerîf’in beşinci cildinde yer alan bir hadîs-İ şerîf : “Bir kimse gamlarını bir gam kılsa, Allah onun diğer gamlarına kifâyet eder. Ve bir kimse gamlarını müteferrik (dağınık) kılsa, Allah kayırmaz. onlar herhangi bir vadide helak olur.”
.

No Comments