Söz fer’dir (şûbe/dal)
Mustafâ (salavâtullâhi aleyh)e “ümmî” derler idi. O’nun ümmîliği yazı yazmağa ve ulûma muktedir olmamasından değil idi. Bu sendeki yazı, ulûm ve hikmet onda mâder-zâd (doğuştan) olmaktan ve mükteseb bulunmamasından dolayı ona “ümmî” derlerdi. Kamer üzerine yazı yazan, kağıt üzerine yazı yazmasını nasıl bilmez; ve âlemde onun bilmediği ne olur? Çünkü herkes ondan öğreniyorlar. Cüz’î aklın ne vukufu olur ki, küllî aklın ona vukûfu olmasın.
Cüz’î akıl cinsi görülmemiş olan yeni bir şeyi kendi kendine ihtirâ’ (keşf) etmeğe muktedir değildir. İnsanların ettikleri tasnifler ve gösterdikleri hendeseler ve vaz’ eyledikleri yapılar, yeni bir îcâd değildir. Onu görmüşler ve tezyîd (artırım) eylemişlerdir.
“O günde ki nice yüzler bembeyaz olacak, nice yüzler de kapkara kesilecek.” (Âl-i İmrân, 3/106) Kıyamet alâmeti ak yüzlünün, kara yüzlüden farklı olmasıdır. Peygamberin varlığı kıyamettir; zîrâ yarın kıyamette her ne olacak ise, onlar bugün cümlesini peşin olarak görürler. Onlar gaflet perdesini yırtmış olduklarından / lâ cerem (elbette) nazarlarından bir şey mestûr (örtülü) değildir. Her kim gaflet perdesinin dışına çıkarsa, onun kıyâmeti peşin oldu. Kim ölürse onun kıyameti kopar. Her kim beşeriyyet sıfatlarından ve kâfir nefsin tabiatından öldü ve yok oldu ise, onun kıyameti koptu ve zâhir oldu. Şu halde kıyâmet gaflet perdesinden ve kendiliğinden hârice çıkmaktır ve âfitâb-ı cemâl-i bâ_kemâli müşâhede etmektir. Binâenâleyh Nebî (a.s.v.) ın varlığı kıyâmettir.

No Comments