“Düne ayna tutmak”
“Bağdat, Ağustos 1099.
Ulu kadı Ebu Saad el-Haravî sarıksız, kafası matem işareti olarak kzınmış bir şekilde, el- Mustazhir- billah’ın geniş divanına bağırarak girer. Peşinde, gözü yaşlı bir sürü yoldaşı vardır. Bunlar onun her sözünü gürültülü bir şekilde onaylamakta ve tıpkı onun gibi, kazıtılmış kafanın altında haşmetli bir sakaldan meydana gelen tahrik edici bir görüntü sunmaktadırlar. Sarayın önde gelenlerinden birkaçı onu sâkinleştirmeğe çalışır, ama onları horlar bir şekilde iten kadı, salonun ortasına doğru kararlı bir şekilde ilerler, sonra kürsüsünden konuşan bir vâizin coşkulu hitabeti içinde, mertebeleri hiç dikkate almaksızın herkese birden nutuk çeker.
Suriye’deki kardeşlerimizin deve eyeri ya da akbaba midesinden başka oturacak yerleri yokken, siz bir çiçek gibi uçarı bir hayatın içinde, huzurlu bir güvenliğin gölgesinde uyuklamağa nasıl cüret ediyorsunuz? ne kadar çok kan döküldü! Ne kadar çok güzel kız, tatlı çehrelerini utançtan elleriyle örtmek zorunda kaldı! Yiğit Araplar hakârete alıştılar mı ve kahraman İranlılar şerefsizliği kabul mü ettiler?
Arap vakanüvisler, bu “gözleri yaşlarla dolduracak ve kalpleri coşturacak bir konuşmaydı” diyeceklerdir. Konuşmay duyan bütün oradakiler iç çekmeleri ve ağlamalarla sarsılmşlardır. Fakat el Haravi, onların hıçkırıklarını istememektedir.
Kılıçlar savaş ateşini canlandırdığında, insanın en kötü silahı gözyaşı dökmektir, der”
Lübnan asıllı dünyaca ünlü yazar Amin Maalouf, bu anekdotu, kült eseri Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri’nin girişinde aktarır. Hikâyenin devâmı, eserin 81’inci sayfasında şöyle anlatılır: “Ebu Saad el Haravi, 19 Ağustos 1099 Cuma günü, arkadaşlarını BAĞDAT ULU CAMİİ’ne götürür. ÖĞLEN OLUP DA MÜMİNLER DÖRT BİR YANDAN Cuma namazını kılmağa GELİRLERKEN, ramazan olmasına rağmen SAYGISIZ BİR ŞEKİLDE yemek yemeğe başlar. Birkaç SANİYE İÇİNDE ETRAFINDA ÖFKELİ BİR KALABALIK BİRİKİR., askerler onu tutuklamak üzere yaklaşırlar. ama ebu saad ayağa kalkar ve etrafındakilere sükûnetle, binlerce Müslümanın katledilmesi ve İSLÂMİYETİN kutsal yerlerinin TAHRİBİ k tamamen kayıtsız kalırlarken, birini;n orucunu bozması karşısında nasıl bu kadar altüst olmuş GÖZÜKEBİLDİKLERİNİ SORAR. böylece kalabalığı sus-pus ettikten sonra, suriye2nin uğradığı felaketleri ve özellikle de KUDÜS’ÜN BAŞINA GELENLERİ ANLATIR. İBN el-Esîr “Mültecîler ağladılar VE AĞLATTILAR” diyecektir.” Haçlı Seferleri özel sayısıyla OKURLARIN KARŞISINA ÇIKARKEN, tam olarak bu noktaya parmak basmak istedik. Taha Kılınç Derin Tarih GENEL YAYIN YÖNETMENİ

No Comments