Bir İsmin Müsemmâsı
İlhan Kutluer’in Felsefî Gök Kubbemiz (İZ Yayıncılık) kitabının Bir İsmin Müsemmâsı başlıklı bölümünün birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.
“ İslam felsefesinin neliği etrafındaki tartışmaların alacakaranlığına biraz ışık tutabilmek ve bu yönde zihinsel bir çerçeve oluşturmak için son derece basit bir terminolojik şemaya müracaat edeceğiz: İslam x Felsefe x Tarih. İslam felsefesi tarihi alanına ismini veren üç terim. Bu terimleri uygun bir referans çerçevesi içinde yan yana getirebilmeyi ne ölçüde başarabilirsek, İslam felsefesi tarihi çalışma alanını efrâdını câmi ağyarını mâni şekilde sınırlamamız ve bu istikâmette önerilerde bulunmamız o derecede mümkün olacaktır.
Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki İslam felsefesi teriminde İslam geçiyor olması bazı kafa karışıklıklarına sebep olmaktadır. Bunu aşmak için -özellikle akademik araştırmalarda- İslamın iki anlamda kullanıldığı hatırlanmalıdır: Din olarak İslam, medeniyet olarak İslam. Din olarak İslam ilâhî kaynaklı, ilkeleri sâbit, tarih-ötesi ve evrensel olan Kur’an vahyinde ve onun nebevî örnekliğinde ifadesini bulur. Buna karşılık medeniyet olarak İslam, Müslümanların, esasları Kur’ân ve sünnet’te bulunan hakîkat öğretisinin kurucu idealleri istikametinde ve zaman-mekân şartları içindeki yürüyüşünün tarihsel, beşerî ve birikimsel tezâhürüdür. İslam medeniyeti tarihinde ilmî faaliyet bir bakıma İslâm’ın bu iki anlamına uygun olarak iki bakış açısını gerekli kılmıştır. Bunlardan ilki din olarak İslam tasavvurundan hareket eden, onun temel metinlerini (nasslarını) mevzû, mebde ve mesele edinen, bu metinlerde ifadesini bulan itikad, ahlak, hukuk ve ibadet değerlerini hayata geçirmek gayesindeki şer’î ilimlerdir. Bunları tefsir, hadis, fıkıh ve kelam ilimleri şeklinde sayabiliriz.
(İlhan Kutluer’in İZ Yayıncılık’tan çıkmış Felsefî Gök Kubbemiz kitabı, s.15)

No Comments