İslâm Fıtrî Tabiî Ve Genel Bir Dindir /Ahmet Hamdi Akseki

 

İnsanlar üzerinden öyle zamanlar geçti ki; onların din nâmına inandıkları ve tanıdıkları sistem, aklın kabul etmiyeceğibir takım tâlimlerden ibaretti. Bu sistemlerde beşer, fıtratlarına mukavemetle, nefislerini ta’zib ile, akıl ve basiretlerine karşı inat ve mükâbere ile teklif olunmuş, onlar da din diye bu gibi şeyleri telkin eden ruhanî reislere boyun eğmişlerdir. Güya bu tezellül (zillete katlanma) ile artık dünya ve âhiret selâmetini bulmuş oluyorlardı. Nihâyet Cenâb-ı Hak son peygamberi Hz. Muhammed’i gönderdi. O, Allah’ın âyetlerini insanlara okudu, Kitap ve hikmeti ta’lim etti, insanları düştükleri dalâlet çukurundan çıkarıp ışığa kavuşturdu. Allah’ın dini olan İslâm’ın fıtrat, ilim, fikir, vicdan, burhan, hürriyet ve istiklâl dini olduğunu; insanın ruhu, aklı ve vicdanı üzerinde hiçbir ferdin tahakkümü olamayacağını, peygamberlerin vazifelerinin dahi yalnız tebliğ ve irşaddan ibâret bulunduğunu beyan etti. İslâm’ın itikad, ahlâk, içtimâiyat ve amel esasları üzerinde buraya kadar vermiş olduğumuz toplu ve kısa izahlardan da anlaşılmıştır ki; mütefekkir beşeriyetin aramakta olduğu tabiî din Müslümanlıktan başka şey değildir. Onları tatmin edecek olan din ancak İslamdır. Çünkü cismânî ve ruhanî ihtiyaçları, birini diğerine feda etmeksizin, birlikte temin ederek madde ile rûhu, dünya ile âhireti yanyana yürüten, hem hisse ve hem akla hitap eden, ferdin saadetini cemiyetin saadetine bağlayan bir din varsa o da İslâmdır. Müslümanlık öyle bir dindir ki onun itikadında, amel ve ibadetinde
İnsanlar üzerinden öyle zamanlar geçti ki; onların din nâmına inandıkları ve tanıdıkları sistem, aklın kabul etmiyeceğibir takım tâlimlerden ibaretti. Bu sistemlerde beşer, fıtratlarına mukavemetle, nefislerini ta’zib ile, akıl ve basiretlerine karşı inat ve mükâbere ile teklif olunmuş, onlar da din diye bu gibi şeyleri telkin eden ruhanî reislere boyun eğmişlerdir. Güya bu tezellül (zillete katlanma) ile artık dünya ve âhiret selâmetini bulmuş oluyorlardı. Nihâyet Cenâb-ı Hak son peygamberi Hz. Muhammed’i gönderdi. O, Allah’ın âyetlerini insanlara okudu, Kitap ve hikmeti ta’lim etti, insanları düştükleri dalâlet çukurundan çıkarıp ışığa kavuşturdu. Allah’ın dini olan İslâm’ın fıtrat, ilim, fikir, vicdan, burhan, hürriyet ve istiklâl dini olduğunu; insanın ruhu, aklı ve vicdanı üzerinde hiçbir ferdin tahakkümü olamayacağını, peygamberlerin vazifelerinin dahi yalnız tebliğ ve irşaddan ibâret bulunduğunu beyan etti. İslâm’ın itikad, ahlâk, içtimâiyat ve amel esasları üzerinde buraya kadar vermiş olduğumuz toplu ve kısa izahlardan da anlaşılmıştır ki; mütefekkir beşeriyetin aramakta olduğu tabiî din Müslümanlıktan başka şey değildir. Onları tatmin edecek olan din ancak İslamdır. Çünkü cismânî ve ruhanî ihtiyaçları, birini diğerine feda etmeksizin, birlikte temin ederek madde ile rûhu, dünya ile âhireti yanyana yürüten, hem hisse ve hem akla hitap eden, ferdin saadetini cemiyetin saadetine bağlayan bir din varsa o da İslâmdır. Müslümanlık öyle bir dindir ki onun itikadında, amel ve ibadetinde, ahlâk ve içtimaiyatında akıl ile, fıtrat ve tabiatla tesâdüm edebilecek bir esas yoktur. İslâm’ın itikad ve iman esasları hârikalar üzerine değil, aklî bedihiyat üzerine bina kılınmıştır. Evet, Müslümanlık aklı hâkim tanıdığı için hüküm ve nüfuzunu ona teslim etmiştir ve ona her şeyden evvel tabiat denilen muazzam kitabı okumayı emreylemiştir. Misâl olmak üzere Kur’an’dan şu birkaç âyeti alalım: “Göklerin ve yerin melekûtüne ve Allah’ın yarattığı şeylere bakmıyorlar mı?” (A’raf 7/186), “İslâm’ın hak olduğu kendilerince anlaşılmak için onlara hem âfakta, hem enfüste tecellî eden âyetlerimizi, kudretimize delâlet eden hârikalar göstereceğiz.” (Fussılet 41/51), Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbirini izlemesinde, nâsın menfaatlerini yüklenerek denizin üzerinde akıp giden gemide, Allah’ın gökten indirerek kendisiyle ölmüş toprakları diriltip üzerinde her türlü mahlûkâtı yaydığı suda, rüzgârların şevkinde, gökle yer arasında müsahhar bulutta aklı olan bir kavim için elbette Hakk’ın birliğine deliller vardır.” (Bakara 2/165), “De ki: Semâvât ve arzda olanlara bir kere bakınız!” (Yunus 10/101)

Kur’ân’ın daha birçok âyetleri insanları hilkatte mütecellî ilâhî âyetleri düşünerek ve O’nun, kudret ve azametini anlamak için Hakk’ın sun’-i bedîinde tedkik ve incelemeye sevk ediyor. Bütün bunlar, şüphe yok ki, İslâm’da akla ve muhakemeye verilen yüksek pâyeyi göstermektedir. (…) İslâm, Cenâb-ı Hakk’ın mülk ve melekûtünde tefekküre dalmayı Allah’a yaklaştıran ibâdetlerin büyüklerinden sayar. Peygamberimiz Efendimizin “Bir saat düşünmek, bütün geceyi ibadetle geçirmekten hayırlıdır.” buyurması bunun en beliğ ifadesidir.

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked