Hilâfeti Ve İslâmı Kurtarmaktan ‘Kendimiz’i kurtarmaya

 

Prof. Dr. İsmail Kara’nın dergâh yayınları ’ ndan 3. Baskısı çıkmış “Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslâm” kitabının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Bugün daha açık olarak biliyoruz ki ‘İslâmcı ve hilafetçi’ bir söylemle Millî Mücadele’yi yapan, “Devletin dini İslâm dinidir” maddesinin yer aldığı bir anayasa hazırlayarak dine dayalı bir devlet kuran ve birinci Meclis’te bütün meşrep ve renkleriyle temsil edilen bu koalisyon Lozan Antlaşması görüşmeleri, birinci Meclis’in feshi ve Cumhuriyet’in ilânı aşamalarında dağı(tı)lmış, geride tekparti fikrine ve siyasetine intikal edecek dar ve nispeten mütecânis (homojen) bir kadro kalmıştır. Cumhuriyet idaresi ve ideolojisi ile katı laiklik anlayışı ve uygulamaları esas itibariyle bu dar kadronun eseridir denebilir. Bütün Cumhuriyet tarihi boyunca dinle, İslâmla ilgili meselelerde merkezî idârenin ve Cumhuriyet ideolojisinin yanında yer alan aydınları, üniversite mensuplarını, gazetecileri hattâ sanatkârları da bu birinci taraf içinde değerlendirmek doğru olacaktır. Üniversite mensuplarının, aydınların ve sanatkârların esas olarak Cumhuriyet ideolojisini savunsalar bile meslekleri itibariyle daha felsefî ve üst bir dil kullanarak tarihî tecrübeyi ve dünyanın gittiği istikâmeti ciddiyetle hesaba katıp yorumlayan bir performans ortaya koymaları ve din, İslâm, laiklik etrafında daha vasıflı, daha paylaşılabilir ve nihayet bugün üzerinde daha emniyetle yürünebilecek, Türkiye’yi taşıyabilecek bir birikim ortaya çıkarmaları beklenirdi. Bu onların borcu ve vazifesiydi. Maalesef bu vazife yapıl(a)mamıştır; bugün dinle irtibatlı meseleler etrafında bilgi ve ihata itibariyle tarihî tecrübeyi hesaba katan üst yorumlara, ayrıntılı ve nitelikli tartışmalara ve hesap soran- hesap veren tenkitlere sâhip olduğumuzu sanırım hiç kimse iddia edemez.

Yıllar önce felsefeci M.Emin Erişirgil, Türkiye’de felsefenin ve filozofun olmayışı meselesini tartışırken bunu din ilimleriyle, din hâdisesiyle ciddî olarak ilgilenen bir entelektüel ve akademik zümreye sahip olmayışımızla da irtibatlandırmıştı.

“Cumhuriyet din meseleleri üzerinde düşünen fikir adamları yetiştirememiş olması yüzünden ‘halkın bu [“eskisinden daha çok kuvvetli olarak dimdik” duran “din”] ihtiyacını gidermek için ne yapmalı?’ sorusuna kolaylıkla cevap verilemiyordu. Bazı aydınların [1945 sonrası] alınan tedbirleri ger gitme [irtica] sanmaları da yine bundandı. Din meseleleri üzerinde düşünülmeyen, din zihniyeti ile ilim zihniyeti arasında nasıl bir ilişki olabilir sorusunu bile bilgisizlik sayan bir çevrede elbette filozof yetişemezdi”. (dipnot: M. Emin Erişirgil, Neden Filozof yok?, Ankara, 1957, s. 52)

Erişirgil’in tesbitleri o gün için olduğu kadar bugün için de önemini ve ciddiyetini korumaktadır. Bugün üniversitelerin, diyelim ki felsefe, sosyoloji, edebiyat, tarih, eğitim, hattâ ilahiyat bölümlerinin ve fikir, sanat ortamlarının sefaleti, zafiyeti ve Türkiye’yi taşıyamayacak hattâ anlayamayacak bir düzeyde seyretmesi biraz da ilahiyat eğitimini ve geniş anlamıyla din meselesini ciddiye almayışlarıyla ilgilidir.

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked