admin Posts

“O’ndan bize dönük olan tevellî (dost edinmesi) / Bizden O’na dönük olan zillet ve kulluk”

 

Fütûhât-ı Mekkiyye‘nin ( Yazarı: Muhyiddin İbn Arabî, Çeviri: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık, 2011) Eserin çevirisinin 16. Cild’inden bazı alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı. İlk alıntı da bu yazının başlığını teşkil etti (s.59)

“Dostum bilmelisin ki, inkâr karanlığı en güçlü karanlıktır, çünkü o mutlak bilgisizlik demektir. Allah kulunu dost edindiğinde, onu ‘imkân’ demek olan bu cehalet karanlığından varlığın zorunluluğu nuruna çıkartır. Bu durumda insan ‘zorunlu’ diye nitelenendir ve Allah onu kendisi için ‘imkân’dan çıkartır. Allah’a ait zorunluluk hükmüyle kendisiyle sınırlandığımız zorunluluğumuzun hükmü arasındaki fark şudur: Allah kendisi nedeniyle zorunluyken biz O’nun nedeniyle zorunluyuz.” (s. 59)

“Allah mü’minin olduğu gibi mü’min de Allah’ın velîsidir.” (s. 61)

Önümüzdeki seçim, taraflar, tuhaf bir mesaj veya mektup, bir parti liderinin kimseyi desteklemeyeceği duyurusu ve nihayet seçim ve sonucu

 

Önümüzdeki Pazar günü (28.5.2023) Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turu gerçekleşecek bilindiği gibi. Oldukça yaşlı bir kimse olarak hayatımda ilk kez mobil telefonuma bu seçime katılacak iki kişiden biri olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun mektup veya mesaj denilebilecek bir metni gelmiş oldu (25.5.2023 Perşembe günü akşamı). Okudum ister istemez. Ne ki şaşırmadım diyemem. Vaad bile vardı seçildiği takdirde yerine getireceğine dair. Televizyon izlerken konuşmalarını dinlemişliğim vardır. Elbette kendisi ve ufku, düşünce yeteneği, güvenilir-güvenilmez olduğu hakkında izlenim edinmişimdir. Ancak kendisinden böylesi bir mektup ya da mesaj alabileceğim aklıma gelmiyordu. Hayret ettim düşük düzeyde de olsa. Yani böyle bir olay kendisinden hiç beklenmez de değildi.

Bu hususta bu kadarla yetineyim.

Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi-II’nin başlarından alıntılar

 

Tercüme ve Şerhi Ahmed Avni Konuk‘a, ait olan, Muhyiddin İbnu’l Arabî’nin ünlü eseri Fusûsu’l-Hikem‘in II. Cildinin (Hazırlayanlar: Prof.Dr Mustafa Tahralı- Dr.Selçuk Eraydın, M.Ü. İFAV, 7. Baskı, 2017) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Hudutlu olan aklın ‘sonsuz olan hakikat’ı idrâkten ve bu ‘hakikat’i tam manâsıyla dil ve ilim ile nitelemek ve anlatmaktan âciz ve yetersiz olduğu söylenegelmiştir. Nitekim ‘îmân’ın ‘zevk’ olarak yaşanması başka, ilim ve tefekkürle aklen ifade edilmesi başkadır. Îmân sahibi olmayan bir kimse de ‘îmân’ın nasıl bir şey olduğunu, mü’minlerin yazdıklarından hareketle ve onların hâl ve davranışlarını müşâhede sûretiyle akıl ve dil ile ifade etmeyi başarsa bile, ilmi ne kadar yüksek olursa olsun, ‘îman zevki’ kendisinde olmadığı için, ‘îman’dan mahrum kalacak ve îmânın ne olduğu hakkında da ‘hakiki bir bilgi’ sahibi olamayacaktır. Îman, tevhîd kelimesinin ilk manâsını ‘akıl’la değil, ‘kalb’ ile tasdik demek olduğuna göre, diğer manâlarına yükselebilmek de ‘kalb’ sâyesinde gerçekleşeceği mutasavvıfların sözlerinden anlaşılmaktadır. Fakat bu ‘kalb ile tasdik’ ve ‘kalb ile marifet’in (sıradışı bilme-tanıma) ötesinde bir dereceden daha söz edilmektedir ki, o da tevhidin bütün manâlarının ‘zevk’ edilmesidir. İşte ‘zevk ehli’nin dil, akıl ve ilimler ile ifade ettikleri manâların üzerinde çalışmak ve fikirlerinin anlaşılmasına çaba harcamak da asırlardır yapılagelen faaliyetlerdendir.” (s. 9-10)

“Mükemmel bir yolculuk. Dil insanı lisana, lisan da lügate sevk ediyordu.”

 

İsmet Özel’in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında KENDİME BİR ÇEKİ DÜZEN VERMELİYİM başlığıyla çıkan yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/ IsmetOzel?İd=161&Katld=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki iki cümlelik bir alıntı olarak başlığı teşkil etmekte) oluşturacak bu yazıyı.

“(…) Bilhassa benim hayatımın ipe sapa gelir bir tarafı olmalıydı. (…) Başkalarının hayatta buldukları anlama bilerek yabancı kaldım. (…) Üçünün birden yani dilin, lisanın ve lügatin birbirlerine destek olarak mesafe kat eden bir akış biçimi vardı. ” (…) (başlığı teşkil eden iki cümlelik alıntının yeri)

Dil olmadan gündelik hayatı idame ettirmek imkânsızdı. (…) Çoğu kimse yarayışlı olanda donup kalanlardan müteşekkildi. (…) Dilin lisana varan yolu işaret etmesi ne demekti? Dili lisandan ayıran neydi? Lisân dildeki ifade imkânının ancak hangi kültür tabakasında canlı ve diri kalabileceği hususunun bir belirtisiydi. (…) Şiir tutkunları seyahatin lügati aşmak üzere lügate doğru olduğunu bilenlerdi.

Karakterimin olgunlaşmasına şiir tutkunları sebep oldu. (…) Şiir okurunun karşısına İkinci Yeni duyarlığında metinlerle çıkıp Partizanlığa uğrayışım ve İslâmcı söylemde karar kılışım niçin seyrimi dilden lisana ve oradan da lügate doğru gerçekleştirdiğimi hesaba katmayanlar için bir muamma sayıldı. Oysa ortada gizemli hiçbir şey yoktu. (…) Şiir bir kişiyi kurtardı ise bütün insanları kurtarabilir. Yani dünyayı tahkir etmek (aşağılamak) suretiyle zindandan çıkma fırsatı hepimizi bekliyor. Bu fırsattan istifade etmek için lügati aşmak kastıyla lügate doğru harekete hazırlanmalıyız. Lügat bizi kelimelerin tarihteki yerinden haberdar eder. (…) ‘Biz’ dediğimiz herkes Türkçe’ye hizmeti şerefli sayan kişilerdir. (…)”

“Bize tarihtir inkıyat ettirme (boyun eğdirme) gücünün rakipsiz olduğunu öğreten.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında BİLİM VE TARİH: AL TAKKE VER KÜLAH başlığıyla çıkan 5 Zilkade 1444 (24 Mayıs 2023) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr / IsmetOzel?İd=175&Katld=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar ( bunlardan ilki o yazının ikinci paragrafından bir alıntı cümle olup bu yazının başlığını teşkil etmekte) oluşturacak bu yazıyı.

“Bilim kelimesini tarihten önce andım. Çünkü meşguliyet konusu olarak bilimi seçenler sadeliği öne çıkardıkları nispette başarılı ve yaygınlaştırıcı olmuşlardır. Oysa tarih anlaşılmaya değer her şeyi karmaşıklaştırır. Bize sadeleştiği yerde sığlaşan bir bakış açısı verir tarih.”

“İtikadımız uyarınca mü’minlerin idarecilere yol gösterme vazifesini deruhte etmeleri gerekmektedir. Türk topraklarında Avrupalılaşma olarak anlaşılan modernlik bunun gerçekleşmesini imkânsız kılmıştır.”

“Ne zaman ki devlet sivil hayattan bir güç devşirmeğe muhtaç hale geldi, işte o zaman hilâfet makamının koz olarak kullanılması isabetli bulundu.”

“Şimdi durup düşünelim. Evet, durmak düşünebilmek içindir. Eğer durmuşsak durmamızın yegane sebebi düşünmek olmalı.”

“Bilimi ve tarihi aynı kategoride değerlendirme fırsatını din verir bize.”