admin Posts

Yakubî kelimede içerilen ‘rûhî hikmet’ açıklaması

 

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-II‘nin VIII. Bölümünün başlığı şöyledir: “Bu Fas Kelime-i Ya’kubiyye’de Mündemic (içerilen) ‘Hikmet-i Rûhiyye’ Beyanındadır”

Bu başlık altındaki bilgilerden (s.169-170) daha kolay okunur ve anlaşılır kılarak yapacağım bazı alıntılamalardan oluşacak bu yazı.

” Bu rûhî hikmetin Ya’kubî Kelimeye tahsisinde iki yönün mümkün olduğuna işaret edilerek, ilkinin, Ya’kub (a.s.)ın (oğullarına vasiyetini bildiren) Bakara, 2/132 âyet-i kerîmesine yer verilmek suretiyle Ya’kubiyye kelimesinin ‘dînî rûhî hikmet’ ile lakaplandırıldığı ve ‘rûh’ ile ‘din’ arasında tedbir bulunduğu için bu fassın esâsını ‘din’ ve hükümlerine dâir hakikatlerin teşkil ettiği belirtiliyor.

Rûhun tedbirinin iki kısım üzerine olduğuna, ilkinin ‘aklî tedbir’ (ilâhî ahlâk ile ahlâklanma, ilâhî sıfatlarla vasıflanma ve diğer rabbânî kemâlât ile kemâle erdirilmeyi gerektirir), diğerinin rûhun bedeni yönetmesi ve maslahatlarına ilmî bakışı olduğu ifade ediliyor. Bu ikincisinin rûhî ve tabiî tedbiri toplayıcı olduğu belirtiliyor.

“Dirilt Ölüyü O Kalbindir”

 

Şems-i Tebrizî‘nin (d. 582/1186-v. 645/1247?) Menâkıbü’l-Ârifîn‘de yer alan makalelerinden Tâhirü’l-Mevlevî‘nin tercümesiyle Hilmi Beyca‘nın yayına hazırlamış olduğu, başlıkta belirttiğim isimle Büyüyen Ay yayınlarından 1.Baskısı Ekim 2020’de çıkmış kitaptan yapacağım birkaç alıntılamadan oluşacak bu yazı.

“Hakk Sübhanehu ve Teâlâ bütün halktan üç şey ister: Biri itaat, ikincisi makbul amel, üçüncüsü hatırda tutmaktır. İtaat imandır, makbul amel ubûdiyettir (kulluk), hatırda tutmak ise mârifettir (tikel, özel ve ayrıntılı bilgiler). (s.17)

“Dört şey muhteremdir: 1.Halim ve mütevazi zengin, 2. Az yemeğe kanaat getiren fakir, 3. Allah’tan korkan günahkâr, 4. Müttakî (Allah’a itaatle azabından sakınmak, cezayı gerektiren davranışlardan nefsi korumak ile gerçekleşen takvâ sâhibi) olan âlim.” (s.20)

‘Hayret’ ve zâhir- bâtın, tenzîh-teşbîh haklarında Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi-I’den bilgi

 

“Kulun zâtı Hakk’ı müşâhedede mahv ve müstehlek (helak) olur. Onun nazarında Hakk’ın zâtından gayrı hiçbir şey kalmaz. İşte kul bu vakit ‘Allah’ câmi (toplayıcı) isminin mazhariyetiyle şereflenmiş olur; acz ve hayret kulda bu makamda hâsıl olur.” ( s. 205)

“Varlık hususunda hâsıl olan karışıklık ve belirsizlikten dolayı muhammediyyin vârislerinden olan bazımız hayrete düşerek ilminde câhil oldu. Ve nitekim Ebû Bekri’s-Sıddık (r.a.) Efendimiz ‘İdrâkin nihayeti, varlık hususunu hâlin hakikati üzere idrâk edebilmekten aczini ikrâr etmektir.’ buyurmuştur. Bu öyle bir hayrettir ki, ilmin neticesi olduğundan makbûl ve taleb edilendir. Zîrâ hayrete düşen kimseyi ilmi iki taraftan birinde karar ettirmez. Ve (S.a.v.) Efendimizin ‘Yâ Rab, benim sende olan hayretimi ziyadeleştir!’ buyurmaları bu hayret hakkındadır.” (s. 210-211)

Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi-I’den sözler

 

M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınlarından 2017’de 7. Baskısı yapılmış olan, Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhum Dr. Selçuk Eraydın’ın yayına hazırlamış oldukları başlıkta belirtilmiş kitaptan yer yer seçtiğim sözler, yapacağım alıntılamalarla bu yazıyı oluşturacak.

“Fiiller kuvvet ile tezâhür edeceğinden, ilâhî fiiller de melâike-i kirâm (ulu melekler) ile görünür olur. İlâhî kuvvetlerin ismi enbiyâ (nebîler/resûller) aleyhimü’s-selâmda ‘melâike’dir (melekler).” (s. 27)

“Ma’lûm olsun ki, ‘varlık’ insanî hakikat olan vâhidiyet mertebesinden rûh mertebesine indiğinde üç ma’rifet hâsıl oldu ki, birisi nefs ma’rifeti yani kendi zâtını ve hakikatini bilmek; diğeri var edeni yani kendisinin mûcidini bilmek; üçüncüsü mûcidine karşı muhtaçlığını ve ihtiyacını bilmektir. Bu ma’rifet, gayrılığı kapsayıcıdır. Ve bu rûh Muhammedî(s.a.v.) rûhdur. Onun için (s.a.v.) Efendimize ‘Ebu’l-ervâh’ da (ruhların babası) derler. İnsan ferdlerinin ebeveyni hakikî Âdem olan ‘akl-ı küll’ (tüm akıl) ile ‘hakikî Havvâ’ olan ‘nefs-i küll’ (tüm nefs)dür. Bunlar zât cennetinde, yani ulûhiyet mertebesinde örtülü idiler. (s. 31-32)

Fusûsu’l-Hikem’in Dibâcesi (Önsözü)

 

Fusûsu’l-Hikem, Muhyiddin İbnu’Arabî‘nin ünlü eserlerinden biri olarak Ahmed Avni Konuk tarafından tercüme ve şerh edilmiş (1915-1928 arasında, harf devrimi öncesi Türkçesine ve o Türkçe ile), tamamı 28 defter olan müellif nüshasından 4 cilt hâlinde o tercüme ve şerh Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhum Dr. Selçuk Eraydın tarafından günümüz Türkçesiyle yayına hazırlanmışdır. İlk cildi 1987’de, dördüncü cildi de 1994’de yayınlanmış bu kıymetli eserin yayına hazırlanmasında maddî-manevî katkısı ve emeği olduğu bilinen Dr. Selçuk Eraydın 1995 yılında bu çalışmaların ardından bir trafik kazası vesilesiyle ebedî âleme göçmüştür. Allah rahmet ve mağfiret eyleye. Âmîn.

Bu I. Cildin Dibâce-i Fusûsu’l-Hikem (Fusûsu’l-Hikem’e Giriş) bölümünden yapacağım bazı alıntılamalar bu yazıyı oluşturacak.