“Haçlı Seferleri, bir dizi kutsal niyetle örtülmüş organize yağma ve saldırı hareketleriydi.” Steven Runciman

 
Haçlı Seferleri Tarihi

Haçlı Seferlerlerinin fitilini ateşleyen gelişmeler 11. yüzyılın ikinci yarısında Bizans İmparatorluğu’nun karşı karşıya kaldığı tehditlerle yakından ilgilidir. 26 Ağustos 1071 tarihinde Malazgirt Meydan Muha- rebesi’ndeki Selçuklu zaferiyle Anadolu’nun kapıları Türklere açılmış ve Bizans, topraklarının büyük bir bölümünü kaybetmeye başlamıştı. Bu süreçte Anadolu’ya hâkim olmaya başlayan Selçuklular, Batı Anadolu’ya kadar ilerleyerek Süleyman Şah (1075-1086) önderliğinde başlangıçta İznik merkezli Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurdular. Böylece Selçuklular, Bizans için ciddî bir tehdit haline geldi.

Bu durum karşısında Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos (1O81-1118) Batı’dan yardım istemek zorunda kaldı ve Papalık makamıyla temasa geçerek askerî destek talep etti. Bu diplomatik girişim, 1095 yılında Papa II. Urbanus’un Clermont Konsili’nde “Deus vult!” sloganıyla yaptığı ve büyük yankı uyandıran çağrısıyla karşılık bulacaktı. Papa bu çağrıda, Kudüs’ün ve diğer kutsal şehirlerin Müslümanların elinde bulunmasının Hıristiyan dünyası için büyük bir utanç olduğunu vurgulamış; Tanrı’nın isteği doğrultusunda, bu toprakların geri alınmasının, seferlere katılacak Hıristiyanların günahlarının bağışlanmasına vesîle olacağını ilân etmişti.

Papa’nın çağrısı başta Fransa, Normandiya, Lorraine, Flandre ve İtalya olmak üzere, Batı Avrupa’nın birçok bölgesinde geniş yankı uyandırdı. Seferin katılımcı profili dînî liderlerden feodal beylere, profesyonel şövalyelerden köylülere kadar oldukça çeşitliydi. Ancak bu katılımın ardında yalnızca dinî duygular değil, Batı Avrupa’daki toprak kıtlığı; artan nüfus baskısı, iktisâdî sıkıntılar ve soylular arasındaki iç mücadelelerin yarattığı sosyal gerilimler de yer almaktaydı. Özellikle küçük soylular ve maceraperest şövalyeler, seferi hem dünyevî kazanç elde etme hem de statü kazanma aracı olarak görmekteydi. Bu yönüyle I. Haçlı seferi, dinî idealler ile dünyevî çıkarların iç içe geçtiği bir toplumsal harekete dönüşmüştü.

Bu seferin katılımcıları iki ana grup hâlinde organize olmuştu. İlki, dînî heyecan ve cennet umuduyla yola çıkan, ancak askerî yetenekten ve stratejik disiplinden yoksun olan sıradan halk kitleleriydi. İkincisi ise Avrupa’nın önde gelen soylularının liderliğinde, askerî deneyime sahip birliklerle oluşturulan asilzadeler ordusuydu. Her iki grubun karakteri, hareket biçimi ve ulaştığı sonuçlar Haçlı Seferinin genel seyrini belirlemişti.

Haçlılar Anadolu’da

İlk grup, tarih yazımında genellikle “Halk Seferi ” olarak adlandırılmıştı. bu hareker, clermont Konsili’nde Papa II. Urbanus’un yaptığı çağrıya verilen erken ve plansız bir cevaptı. Keşiş Pierre l’ermite ve Walter Sans-Avoir gibi dinî liderlerin etkisiyle binlerce köylü, şehirli, zanaatkâr, yoksul ve küçük çaplı şövalye, 1096 yılının ilkbaharında Batı Avrupa’dan yola çıkmıştı. Bu insanlar büyük oranda dinî motivasyonla hareket etmiş, Kudüs’e ulaşarak günahlarının bağışlanacağına, hattâ cennetin kapılarının açılacağına inanmıştı. Halk seferi’nin katılımcıları Bizans topraklarına vardığında, İmparator I. Aleksios Komnenos’un emriyle kontrollü biçimde Anadolu’ya geçirildiler. Ancak İznik civarında Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan(1092-1107) tarafından kuşatılarak, neredeyse tamamı imha edildi. Böylece Halk Seferi hedefe ulaşamadan, büyük ölçüde başarısızlığa uğrayarak sona erdi.

Asıl askerî harekâtı oluşturan ve “Prenslerin Seferi” olarak adlandırılan ikinci grup ise aynı yılın sonbaharında harekete geçti. Bu grup, Avrupa’nın önde gelen soyluları ve feodal beyleri tarafından oluşturulmuştu. (…) Bu liderlerin motivasyonları, dîni inançların yanı sıra siyâsî nüfûz kazanma, toprak elde etme ve aile şöhretlerini artırma arzularını da içermekteydi. Bu yönüyle Prenslerin seferi, halkın saf dinî duygularından çok daha karmaşık bir ideolojik ve politik arka plana sahipti. Bu grup askerî anlamda ciddî bir disiplini ve donanımı haizdi zırhlı süvariler, okçular; piyade birlikleri ve yardımcı kuvvetler düzenli şekilde organize edilmişti.

Grup 1097’de ilk önce Konstantinopolis’e ulaştı ve burada Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos, Haçlı liderlerden Doğu’da ele geçirecekleri toprakları Bizans’a geri vereceklerine dair yemin aldı. Bu noktada Bizans, Haçlıları Anadolu içlerine geçirerek onlara hem askerî hem de lojistik destek sağladı. Haçlıların ilk işi Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkenti olan İznik’i kuşatmak oldu ve yoğun bir kuşatmadan sonra şehir ele geçirilerek Bizans’a teslim edildi. Ardından ordu doğuya ilerleyerek Dorylaion/Dorileon (Eskişehir civarı) yakınlarında Sultan I. Kılıçarslan’ın kuvvetleriyle karşılaştı. 1 Temmuz 1097 tarihinde meydana gelen savaşta Haçlılar galip gelerek Anadolu’daki ilerleyişlerine devam ettiler. Haçlılar 1097 yılının sonlarında Selçuklu komutanlarından Yağısıyan yönetimindeki Antakya önlerine ulaştı. Sağlam surlarla çevrili bu şehir, Haçlılar tarafından kuşatıldı ve uzun bir mücadelenin ardından 3 Haziran 1098 tarihinde ele geçirilerek Antakya Prinkepsliği kuruldu. Öte yandan, 1098’in başlarında Antakya kuşatması sürerken, Güney İtalya’dan gelen Kont Baudouin, önce Fırat Nehri çevresinde dolaşarak yerel ermeni beylerle ittifaklar kurdu ve şehri ablukaya aldı. Sonunda Urfa’nın Ermeni yöneticisi Thoros’un desteğiyle şehre girdi ve kısa süre içinde buraya hâkim oldu. Thoros’un ölümüyle şehirdeki iktidarı tamâmen ele geçiren Baudouin, burada Urfa Haçlı Kontluğu’nu kurdu (10 Mart 1098). Haçlılar asıl hedefleri olan Kudüs’e doğru ilerlemeye devam ettiler. O dönemde şehir Fâtımîler’in kontrolündeydi. Filistin boyunca ilerleyerek Remle, Lod gibi önemli merkezlerden geçip nihayet Temmuz 1O99’da Kudüs önlerine ulaştılar. Sağlam surlarla çevrili ve savunması güçlü olan şehir muhasara edildi. Bu süre içinde Haçlılar, çevredeki ağaçları keserek kuşatma kuleleri ve mancınık gibi taarruz araçları inşa ettiler.

15 Temmuz 1099’da gerçekleştirilen nihai saldırı sonucunda şehre girildi. O gün tarihî kaynakların çoğunda vurgulanan büyük bir katliam yaşandı. Haçlılar, Müslümanların yanı sıra Yahudi nüfûsu da hedef alarak, şehrin kutsallığına rağmen, büyük bir kıyıma giriştiler. Böylece Tapınak Tepesi, Mescid-i Aksa ve çevresinde yaşanan kitlesel katliamlar, Ortaçağ’ın en çok tartışılan ve hafızalara kazınan olayları arasında yer aldı. Şehri ele geçiren Haçlılar burada Kudüs Haçlı Krallığı’nı kurdular ve “Kutsal Kabir’in Koruyucusu” ünvânıyla Godefroi de Bouillon’u ilk kralları olarak seçtiler. Böylece I. Haçlı Seferi ile bölgede dört Latin Hıristiyan devlet kurulmuş oldu.

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked