admin Posts

Bayramda okumaya değer bazı gazete yazılarından…

 

“(…) Hayır, mezarın içinde saklı olan yürek ne kadar ihtiraslı, ne kadar günahkâr, ne kadar fırtınalı olursa olsun, o mezarın üzerinde yetişen çiçekler bizlere o saf gözleriyle bakarlar. Onların bize anlattıkları yalnız sonsuz bir huzur değildir, yalnız her şeye ‘ilgisiz’ kalan tabiatın derin sakinliğini anlatmazlar; onlar aynı zamanda bize yüreklerin kavuştuğu o sonsuz barışı, o ölümsüz hayatı da anlatırlar!” (Gökhan Özcan, “Bayram okumaları”başlıklı 22 Temmuz 2021 tarihli yazısından,Yeni Şafak) (…)

“Antoine Saint Exupery’nin dediği gibi, ‘mükemmellik eklenecek değil çıkarılacak bir şey kalmadığında ortaya çıkar.’

Kıvamsız muhafazakârlık… Yaşadığımız bu. Süleymaniye’den Nur-ı Osmaniye’ye, Topkapı’dan Dolmabahçe’ye… Ölçülerimizi büyütürken ölçüsüzleşmek… (…) Hazin…” (Süleyman Seyfi Öğün, “Kıvamsız muhafazakârlık”başlıklı, 22 Temmuz 2021 tarihli yazısından, Yeni Şafak)

İki gazete yazısından alıntılar

 

İlk alıntılar Yeni Şafak’ta çıkan Ömer Lekesiz‘in 20 Temmuz 2021 tarihli ve “Emrine kurban olayım” başlıklı yazısından.

“(…) Hilkatleri cihetinden şeylerin hakikatinde iyi ve kötü ayrımı yoktur. Bu ayrım akıl sahipleri olarak bizlerin şeylerle olan ilişkimize ve inandığımız şeriata tâbidir.

Gerek bir imtihan sebebi, gerekse ilahi emre uygun olarak yaşamanın şartı olması bakımından hakikatlerdeki iyiliğin ve kötülüğün bilgisini de şeriat verir. (…)

Bugün itibariyle vaktimiz kurban vaktidir. Vakitten kasıt, kurban emrinin hem süre hem de fiil bakımından tekrarlanmasıdır. (…)”

İkinci alıntılama yapacağım yazı yine aynı tarihli aynı gazeteden İsmail Kılıçarslan‘ın “Eller yılda bir kurban keser” başlıklı yazısından şu satırlar: (…) “Mevlana İdris ağabey yazmış: ‘Faşizme kapıyı açtığınızda düşündüğünüz sonuç gerçekleşebilir. Ama bu sonuçların ancak bir kısmıdır. O kapıdan nelerin çıkıp gideceğini asla bilemezsiniz.’. (…)”

Fütûhât-ı Mekkiyye’den şiirsel ifadeler

 

Muhyiddin İbn Arabî‘nin (m.1165-1240) ünlü eserlerinden biri olan Fütûhât-ı Mekkiyye‘nin Prof.Dr. Ekrem Demirli‘nin çevirisiyle yayınlanmış (Litera Yayıncılık) 15. cildinden alıntılayacağım bazı şiirsel ifadelerden oluşacak bu yazı.

“Her şey bir kaza ve kadere bağlı / Kazayla olmayan hiçbir şey yok” (s.23)

“Dikkat edin! Kul sürekli O’nunla birlikte olandır / Ölür, dirilir ve O’nun huzurundadır” (s.32)

“Kim Rahman’la kâim olursa ciddiyet sahibidir / Kim Rahman için olursa ciddiyet ona ait”

“Varlıkta gören kalp gözüdür / Yolun büyükleri onunla bakışırlar” (s.36)

“Hakk’ın kulağı olursa kişi, duyan Hak’tır kul değil / Hakk’ın gözü olursa kişi, gören Hak’tır kul değil” (s.40)

“O olmasaydı hiçbir göz baktığına bakmazdı / O olmasaydı, diller bir şey söylemezdi (s.56)

“O’nun hakkında kendisiyle hüküm ver, sen yokluktasın / O’nun üzerinde sabit ol varlıkta O’ndan başkası yok”

“Korkma! Rahman’dan başka varlık yok / O’nun hükmünde hiçbir şeyin eseri yok!” (s.59)

“Kötülüğün O’na ulaşması mümkün değil / Bunu böyle diyen Peygamberdir bilesin” (s.59)

“Ey inancını delile dayandıran! / Niyetin esasını bilemedin ki” (s.61)

“Bakınız! O’nun zorunluluğuna ve ibret alın / Bir olumsuzlamadır zorunluluk; garip bir sır” (s.63)

“Size sesini duyurana icabet ediniz: / Diyor ki icabet etmeyen mahrum kalır!” (s.63)

“Tarih bereketi sever.”

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın Hürriyet gazetesinde çıkan 18.07.2021 tarihli, “Bizans’tan Osmanlı’ya ve modern zamanlara geçişin adresi İznik” başlıklı yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan oluşacak bu yazı. İlk alıntı da yazının başlarından bir cümle olarak başlığı teşkil ediyor.

“(…) Roma’nın zengin bir bölgesiydi. Zenginlik eşitsizlik ve hareket de getirir. (…) Tarihçilerin rivayetine göre Büyük Konstantin’in sempati duyduğu Aryanizm (yani İsa’yı tanrının değil Meryem’in oğlu olarak gören, bu yüzden imparatorluk arasında askerlerin ve barbar halkların çok tuttuğu inanış) burada te’lin edildi yani lanetlendi.

Haçlı seferleri sırasında ise şehri savunanlar Selçuklular’dı. (…) Kutalmışoğlu Süleyman Bey 1075’de İsfahan’daki Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan oldukça bağımsız bir biçimde Anadolu’nun bu kısmını fethetmiş ve İznik’i başkent yapmıştı. Haçlı saldırıları dışında Kılıçarslan’ın uzun savaşı şehrin teslimini gerektirdi ama Haçlılara değil Bizanslılara geri verdi. Bu isabetli kararla da şehir yağmadan ve barbarların istilasından kurtuldu. (…)

Şehrin Türklerin eline tam geçişi, yeniden dönüşü Osman Gazi dönemini bekleyecektir. (…) Medreseleri ve mimarisiyle (…) hem de etraftaki bitki örtüsüyle bütünleşmesi bile Osmanlı’nın artık bir Akdeniz medeniyeti olarak ortaya çıktığını gösterir. (…)”

“Çevremizde neler var? Yıldızlar mı, ay ve güneş mi? Ağaçlar, çiçekler, börtü böcek mi, ılık bir esinti gibi her yanımızı saran ahenk mi? (…)”

 

Böyle başlıyor Gökhan Özcan‘ın bugünkü Yeni Şafak’ta çıkan “Dünyamızın merkezi nerede?” başlıklı yazısı. Ve devamından sadece şu alıntılar:

“(…) ‘Ah, şu dünya ne kadar büyüktü; İsak’ın tohum ektiği şu minicik tarla ise herşeyin merkezi oluyordu’ diye yazmış Knut Hamsun, ‘Dünya nimeti’ kitabında.

(…) Yeni zamanlarda sözü fazlaca edilen diğer herşey gibi ‘doğal hayat’ da yaşantımız içinde kendisine kavramsal bir yer tayin ettiğimiz, muhtevasını neredeyse bütün bütüne kutsadığımız ama gerçek anlamda tecrübe etmediğimiz, etmekten giderek uzaklaştığımız dil eğlencesi lakırdılarımız arasında kendine fazlasıyla yer buluyor.(…) Bugün tabiat hakkında akıllara seza denebilecek büyüklükte sözlü ve görsel malzemeye, ucu bucağı olmayan zenginlikte bir malzemeye sahibiz. Buna karşılık tabiatı doğrudan, (…) ona tahakküm etmeye çalışmadan, bir parçası olmayı kabullenerek yaşayan pek az insan var. Dolayısıyla biz ‘doğal hayat’ lakırdılarını dilimizden düşürmezken, aslında uzanıp dokunmaya cesaret edemediğimiz bir ütopyadan, hayalî bir uzak ülkeden söz etmiş oluyoruz. (…)

Mihail Yuryeviç Lermantov’un ‘Zamanımızın Bir Kahramanı’ kitabından tefekküre şayan birkaç satır: ‘Tabiatın büyüklüğünün, güzelliğinin yarattığı duygu, basit kalplerde, bizim gibi, sözle olsun, yazıyla olsun, coşkuyla hikayeler anlatan kişilerin kalplerinde olduğundan çok daha güçlüdür.’

(…)