admin Posts

Gazete yazısı deyip geçmeyin, işte o yazılardan ikisinden bazı alıntılar…

 

İstemem nakl-i cenâzemde çeleng-ü âhenk
Debdebeyle gidilir sâha değildir makber
Orası medhalidir bârigeh-i Mevlâ’nın
Kapısından içeri aczile girmek ister.

Gökhan Özcan’ın bir gazete yazısından…

 

Hakikatin, en kendini bilir olandan, en kendini bilmeze kadar herkese, teoriden azade, yığma fikirden uzak, çıplak, yalınkat ve tamamen hissi bir dokunuşu olmalı. Çünkü hakikat, insanların sadece bir kısmının fikretmeye memur olduğu bir mesele değil, alimden cahile bütün insanların bir ömür mesai vererek cevabını tamam etmeye mecbur olduğu yegâne soru aynı zamanda.

Bu günkü gazete yazılarından seçtiğim bölümler…

 

“(…) Halk hikayelerinin maruz kaldığı (naklettiğimiz ve şimdilik zikredemediğimiz) bunca baskıdan, yasaklamadan, sansürden, değiştirmeden sonra, asıllarına uygun olarak halka yeniden sunulmaları da bir iade-i itibardan başka neyle ifade edilebilir ki…

Bilim, felsefe, yöntem ve ahlâk: İhsan Fazlıoğlu’ndan tanımlar, düşünceler…

 

İhsan Fazlıoğlu‘nun “SÖZÜN EŞİĞİNDE” adlı kitabından (Papersense Yayınları, 1.Baskı: Kasım 2013, ISBN:978-605-160-878-5) birkaç satır alıntılayacağım bu terimlerle ilgili olarak.

“Akdeniz” denildiğinde anlaşılan ve anlaşılması gerekene dair düşünülen…

 

Sıra dışı gazete yazılarının tâkipçisi olduğum Süleyman Seyfi Öğün, bu günkü “Mare Nostrum” başlıklı yazısında, izlediği ve etkilendiğini belirttiği Akdeniz isimli bir belgeselden hareketle Akdeniz havzasından ve bu havzanın bir parçası olan Türkiye’den ve bu ülkenin insanlarından söz ediyor. Söz konusu belgeselde bu coğrafyanın “mukadderatı”nın anlatıldığını, ne ki bu imkânlarla çok daha fazlasının yapılabileceği düşüncesinin içinden geçtiğini belirtiyor.
İlk paragraf şu cümlesiyle bitiyor:
“(…) Ama , nihâî tahlilde, bu belgeseli izlemenin beni etkilemiş olduğunu, bâzı bağları daha etraflıca gözden geçirme fırsatı sağlamış olduğunu söyleyebilirim.”