“Utanmazlar hiçbir zaman hayırda yarışmayacaktır.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portalı İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında UTANÇ İMANDANDIR başlığıyla çıkan 19 Rebiülevvel 1445 (4 Ekim 2023) tarihli yazısının (www.istiklalmarsidernegi.org.tr / IsmetOzel?İd=195&/Katld=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki o yazının son bölümünden bir cümle alıntı olarak bu yazının başlığını teşkil ediyor) oluşturacak bu yazıyı.

“(…) Müslümanlar mahrem yerlerini sakındıkları nispette Müslüman sıfatına liyakat kesp edeceklerdir. Örtünmeyi esas almamanın dinden uzaklaşmayı isabetli sayanların benimsedikleri tavır olduğunu hatırdan çıkarmamak lâzım. (…)”

“Çağımızın bigâne zihinleri fark etmelidir ki, dünya tarihi özü bakımından Kur’an-ı Kerîm’in nâzil olmasıyla değişmiştir. (…) Kur’an sebebiyle dinin sadece İslâm olduğu fark edildi. (…)”

Ahadiyet hakkında bilgi

 

Abdülkerîm el-Cîlî‘nin eseri olan İNSÂN-I KÂMİL’in Abdülaziz Mecdi Tolun tarafından yapılmış tercümesi İZ Yayıncılık’tan (4.Baskı: 2015, Yayına Hazırlayanlar: Yrd. Doç.Dr. Selçuk Eraydın, Ekrem Demirli, Abdullah Kartal) çıkmıştır. Bu kitabın Beşinci Bâb’ını teşkil eden “Ahadiyet Hakkındadır” başlıklı bölümünden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Ahadiyet, yalnız zât tecellîsinden ibarettir. Bu tecellîde esmânın, sıfâtın (İlâhî İsimler ve sıfatların) ve bunların müessirâtından (etkinlerinden) hiçbir şeyin zuhûru yoktur. Hakkıyyet ve halkıyet itibarlarının hepsinden soyutlanmış olarak tecellî eden sırf zâtın ismi “ahadiyet”tir.

Sen kendi zâtında müstağrak (batmış) olur, itibarlarını ve vasıflarını unutur ve anılarından nazarını keserek kendini kendinde tefekkür edersen, kâinatta ahadiyet tecellisine senden ziyâde tam mazhar olan bir şey olamaz. Sen sende ol! Hakkıyet vasıflarından müstehak olduğun şeyleri kendine nisbeti unut! Nuût-ı halkıyyeyi de (halkî nuûtı / vasıflandırmaları) sıfatları bir tarafa bırak; işte insandaki bu hâlet (hâl) , kâinatta ahadiyet’in tam mazharıdır (zuhur yeridir), bunu anla!

ABD, bulunduğu coğrafyada güçlü bir Türkiye’den rahatsız!

 

Türkiye’nin özellikle Suriye ve Irak sınırlarından içerisine doğru 30 km derinlikten bahsedilen bir alanda teröristlerle mücadelesinden ABD’nin rahatsız olduğu açık.

Millî iradenin karargâhı olan TBMM’ne yapılmış sayılacak bu sabahki, görünürde İçişleri Bakanlığı’na olan mel’un saldırı da ABD’nin rahatsız olduğu güney sınırımızdan içerisine doğru belirttiğim sıkıntıdan ötürü Türkiye’nin duyarlılığı ve gereken karşılıkları vermesi olaylarından rahatsızlığı âşikâr olan teröristler ile ilginç olarak zâhiren dostumuz görünen ABD’nin de rahatsız oluşu, bu hain saldırı karşısında elbette düşünülmekte.

Bu yazının başlığı bir gerçeği ifade ediyor: ABD, bölgesinde güçlü bir Türkiye’den rahatsız! Bırakınız dostumuz olmasını, bulunduğu bölgede güçlü ve itibarlı olması istenmeyen bir ülke.

1960’lı -70’li yıllarda Türkiye solu ABD’ye karşı idi ama yüzeysel ve sloganist bir karşı oluş yaklaşımı vardı. Aklıma o yıllar ve gösteriler, eylemler geliyor. Şimdilerde ABD’nin Türkiye’nin dostu olmasını düşünmek şöyle dursun, düşmanı olmadığını düşünmek safdillik sayılmaz mı? Üstelik şimdilerde Fetöcüler de var. Pensilvanya’da lideri ve elebaşıları ABD’nin himâyesi altındalar. ABD de, Avrupa da, Rusya da bu örgüte sempati ve beklenti ile bakarlar diye düşünüyorum. 15 Temmuz kalkışması bu örgütün Türkiye’yi ele geçirme girişimiydi ama muvaffak olamadılar.

Düşünün, ülkemizi ele geçirmek için bir kalkışma oluyor, başarılı olamayınca Fetöcülerin en azından ileri gelenleri Pensilvanya’ya gidiyor. Ve yaşamlarının geri kalanını orada geçirmekteler. Ve ABD bizim dostumuz, öyle mi! İnanılası bir durum söz konusu olabilir mi?

“Muallimlikte Kırk Yıl “Vazifemiz Karakter Yapmak, Sahsiyet Yaratmaktır”

 

İsmail Kara‘nın “BİR AHLÂK DAVASI NURETTİN TOPÇU Cumhuriyetin 100. Yılına Armağan” kitabının (TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET VAKFI YAYINLARI, 1.Baskı, Mayıs 2023) I.Bölüm’ünün, bu yazının başlığını teşkil eden 4. kısmından yapacağım bazı alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Bize bir insan mektebi lâzım. Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizin ahlâkî değeri olduğunu tanıtsın; hayaya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin; her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın; vicdanlarımıza her an Allah’ın huzurunda yaşamayı öğretsin. (…)” (s.81)

“Maurice Blondel, doktora tezi kabul edildikten sonra memlekete dönüş hazırlıklarına başlayan Nurettin Topçu şerefine evinde bir davet düzenliyor. Davette Paris Üniversitesi’nin bazı profesörleri (belki jüri üyeleri) de bulunuyor. Yemekte çeşitli felsefe meseleleri hakkında sohbet ediyorlar.

Fîhi Mâ Fîh’den sözler

 

Müellifi merhûm Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, mütercimi merhûm Ahmed Avni Konuk, yayına hazırlayanı merhum Dr. Selçuk Eraydın olan bu kitaptan (İZ Yayıncılık, 8. Baskı:2009) alıntılar olarak bazı sözler bu yazıyı oluşturacak.

“Hz. Mevlânâ’ya göre “Ene’l-Hakk”ın mânâsı, “hareketler Hak’tandır” demektir.

“Ham ervâh (ruhlar), pişkin ve yetişkin zâtların hâlinden anlamazlar.”

“Biz emâneti semâvâta, arza ve dağlara arz ettik. Onlar o emâneti yerine getiremeyecekleri korkusuyla onu yuklenmekten çekinip, kaldırılmasını ricâ ettiler. Onu insan yüklenmekle çok zâlim ve câhil oldu.”

Nebî (a.s.v.) Efendimiz anlam olarak “Gece uzundur, onu uykun ile kısaltma; ve gündüz aydınlıktır, onu günahların ile karartma” buyurdular.

Hak Teâlâ “Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dostlar edinmeyin!..” buyurdu.

“Hak ve bâtılda çok yemin eden değersiz kimselere itaat etme.” (Kalem, 68/10)

“Ancak kalb huzûru ile namaz olur.”

“Aşkı ancak bir başka aşk izâle eder.”

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir.”