“Dünya tarihi diye bir şey varsa orada Türkler merkezî yeri işgal ediyor. Çünkü sadece Türkler dünyaya gaza ile hayat bulan bir İslâm’ı hatırlattı.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında “TÜRKLER OLARAK YERİMİZ NİÇİN DÜNYA SİSTEMİNİN ORTASINDADIR?” başlığıyla çıkan (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=133&KatId=79) yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamaların oluşturacağı bu yazının başlığını da söz konusu yazının ilk iki cümlesi teşkil ediyor.

“(…) Tarihe ancak kavimlerden, milletlerden, şirketlerden geçerek ulaşılabilinir. Çünkü hiçbir insan teki tarihe yukarıdan bakamaz. Yani tarihe insanı aşan bir gözle bakılamaz. (…)

Dünya ölçüsünde dönen bir dolap var; ama dünya tarihi yok. Niçin yok? Çünkü millî varlıklardan biri diğer millî varlıkları kendi bencilce çıkarları hesabına göre hizaya sokar.  (…) Hatırlayalım: Millî menfaatten söz edebilmemiz için önce millî pazarı görmemiz şarttır. Yani bir millet kendi iç ilişkileri içinde bir refah seviyesi tutturmuş olmalıdır. Bir ekonominin iç ilişkilerinde sağlanan refah ancak o ekonomi dışından bir ilâve ile güvendedir. Bu hüküm bize müstemlekeciliğin nasıl olup da Batı Medeniyetini doğurduğunu öğretiyor. Küçücük bir Belçika’nın kocaman bir Kongo’su oldu.

Üç kitabın her birinden birkaç cümlelik alıntılar

 

“Havâs için bir sır vardır; o da budur ki, daire noktası muhîtin (kuşatanın) varlığında asıldır. Ve her ne vakit varlık olarak veya varsayarak bir küre takdir etsen, senin için bir nokta takdiri gerekir ki, o da onun merkezidir. Ve noktanın varlığından kuşatanın varlığı gerekmez. (…) Ve varlıkta daire yoktur; yani ‘Allah Teâlâ vardı; ve onunla beraber bir şey yoktu.’ “Allah Teâlâ her şeyi kuşatandır.” (Nisâ, 4/126) (Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme Ve Şerhi , Müellif: İbn Arabî, Tercüme Ve Şerh: Ahmed Avni Konuk, Yayına Hazırlayan: Prof.Dr. Mustafa Tahralı), s. 95.)

“Ötesine geçilemeyen bir şeydir var olmak. İnsan var oluşunun öncesine dönemeyiz; ama bir kez var olduk mu; sonrası yine, yeniden ve tazelenerek var oluştur.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali ‘İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında “BİZE AİT DÜŞÜNCELERİ Mİ YOKSA DUYGULARI MI ÖNE ÇIKARMAMIZ GEREKİYOR?” başlıklı yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=132&KatId=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan oluşacak bu yazı. İlk alıntı da başlığı teşkil ediyor ve yazının üçüncü paragrafından.

” Daha çocukluk çağımızda bize düşüncelerle (fikirlerle) duyguların (hislerin) zıtlığını öğretirler. Kimler yapar bunu? Dünya Sistemi adını verdiğimiz ve SSCB’nin tarihe gömülüşünden itibaren bütün yeryüzünü kapsayan mali hegemonyanın işleyişinden menfaat temin edenler. İsterler ki, insanlar gerektiğinde kendi ülkeleri aleyhine hükümlere ikna edilebilsin. (…) “

Merhum Orhan Okay’ın “Sanat ve Edebiyat Yazıları”kitabındaki(Dergâh Yayınları 1990) ‘İbrahim Hakkı Ve Tasavvufî Şiirleri’ başlıklı yazısından alıntılar

 

” ‘Gönül Çalabın tahtı / Çalab gönüle baktı / İki cihan bedbahtı / Kim gönül yıkar ise’ diyen halk şairinden ‘Kıblegâh-ı kibriyadır yıkma kalbin kimsenin’ diyen divan şairine kadar birçok sanatkar bu fikri işlemişlerdir. Ancak İbrahim Hakkı Efendi’de, insanı bütün kâinatın merkezi yapmak gibi daha geniş bir duyguya rastlıyoruz. Onda, kendisinden yarım asır sonra Şeyh Galib’in insana hitaben: ‘Hoşça bak zatına kim zubde-i âlemsin sen / Merdüm-i dide-i ekvân olan âdemsin sen’ deyişine bir hazırlık sezilir. Aşağıdaki şiirinde yeryüzü kâinatın merkezi, insan da yeryüzünün merkezidir. Fakat insanın içinde de büyük bir dünya vardır. O kalbdir, Allah’ın kâbesidir: ‘Nazar eyle bu devr-i eflake / Daire oldu nokta-i hâke / Daire içre âlem-i imkân / Âlem içre behayim ü insân / Oldu insan içinde arz-i azim / Kâbe’t-ullah yani kalb-i selim / Kalb içinde muhabbet-i sübhan / Ahsenü’l halkın ü âlîşan / Katreden âdemi kılur peyda / Anı bahr-i ilim eder mahza’

Fütûhât-ı Mekkiyye c.12’den (Müellif: İbn Arabî, Çeviri: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık, 2010) alıntılar

 

“(…) Vahiy bu güçten yoksun birine inmiş olsaydı, kendisine inen vahyin gücüyle o kişi erirdi. Allah’ın bir çocuğu olduğuna inanan bir insanın ne kadar kalın perdelere sahip olduğuna bakınız! Bu kişi hakikatlere karşı ne kadar da kördür! İlahi tecellide beni hayrete düşürüp gücümü azaltan en önemli ifade meleklerin şu sözleriyle (daha sonra zikredilen Hz. Nuh’un ifadesidir): ‘Rabbimiz! Her şeyi rahmetin ve bilginle kuşattın. Tövbe edenleri ve yoluna uyanları bağışla, onları cehennemin acı azabından koru.’ (Ğafir, 40/7) Allah Teâlâ şöyle der: ”İyilik yapanlar aleyhine yol (sorumluluk) yoktur.’ (et-Tövbe, 9/91) Tövbe edip O’nun yoluna uyana nasip olan ihsandan daha büyük ihsan olabilir mi? Buna karşılık Nuh peygamber -ki Allah ehlinin kâmillerindendir- şöyle der: ‘Benim evime mümin olarak giren kimse için!’ (Nuh, 71/28). Sanki Nuh geride bir şey bırakmış gibidir. Çünkü sadece mümin için mağfiret dilemiş, Allah Tealâ’nın yoluna uymayı zikretmemiştir. (…) (s. 15-16)