Fütûhât-ı Mekkiyye’den bazı sözler

 

Muhyiddin İbn Arabî‘nin (m. 1165-1240) bu ünlü eserinin Ekrem Demirli tarafından yapılmış çevirisinin 18. (son) cildinden bazı sözlerini alıntılamamdan ibaret olacak bu yazı.

“(Senin hakkındaki hükmüm) senin bana verdiğin bir hediye ve bana tevdi ettiğin ilimlerindir. Binaenaleyh seni (ey kalp!) senden başkası köreltmedi.” (s.34)

“Bedbaht, içinde bulunduğu gam ve üzüntü hali nedeniyle, anne karnındayken bedbahttır. Saîd(mutlu) ise kendisine tahsis edilmiş bilgi nedeniyle anne karnındayken de mutludur. Hapşırıp ‘el-hamdülillah’ diyen annesine ‘yerhamukillah (Allah sana merhamet etsin)’ diyen anne karnındaki cenine şahit oldum. Annenin karnından bu sözü duyunca mutlulukla secdeye kapandım.”(s.36)

“Bilgi ve edep ehline göre en şaşılacak iş kadimlik mertebesinde Hakk’ı ‘a’yan(-ı sabite)’ (şeylerin var olmadan önce ilâhî ilimde sâbit olan hakikati -a.a-) iken görmektir.” (s.38)

“İlim ma’lûma tâbidir”

 

Muhyiddin İbn Arabî‘nin “Fusûsu’l-Hikem” adlı eserinin tercüme ve şerhi Ahmed Avni Konuk tarafından 1915-1928 miladî yılları arasında o yılların Türkçesiyle kaleme alınmıştır. 1987 yılı Ocak ayında ilk cildin tercüme ve şerhi Mustafa Tahralı ve merhûm Selçuk Eraydın (O yılda her ikisi de Yrd. Doç. Dr.) tarafından günümüz Türkçesiyle yayına hazırlanmıştır. İşte bu cildin İlim ma’lûma tâbidir başlıklı bölümünden(s.197) gerektikçe daha kolay anlaşılır şekilde bilgi aktarmayı deneyeceğim.

“İlim, Hakk’ın sıfatlarından bir sıfattır; ve Hakk’ın sıfatları, Hakk’ın zâtında içkin birtakım nisbetlerden ibâret olup zâtıyla beraber kadîmdir (öncesi olmayan). Ve her sıfat bir ismin menşeidir. Meselâ ilim sıfatından Alîm, hayatdan Hayy, kelâmdan Mütekellim, kudretten kadîr ve kâdir, tekvînden (yaratma) Mükevvin (var eden) isimleri ortaya çıkar. Ve her bir isim zâtî işlerden bir iştir. Ve ilâhî isimler külliyât (genellikler) yönünden sayılabilirdir, fakat parçalar yönünden sınırlanmaz ve sayılmazdırlar; çünkü sonsuzdurlar. Meselâ Hayy ismi bir tümel isimdir; onun altında muharrik, muhassis, mümeyyiz, muhyî, muskî (tahrik eden, hissettiren, seçen, dirilten, su veren) vd. gibi birçok tikel isimler vardır. Ve bunların her biri âlemin sûretlerinden bir sûretin terbiye edicisidir; ve o sûret bu ilâhî işin bir aynası olup onda devamlı olarak o ismin hükümlerinin sûretleri görünür. “Her bölünmeyen anda Hak bir işdedir.” (Rahman, 55/29) Ve bu isimlerin hepsinin isimleneni bir olup isimlenen ise Hakk’ın Zâtıdır.

” Türkleri hiçe sayanların nasırına basmamızın sebebi İstiklâl Harbimizdir.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde “İslâmla Damgalanmış Varoluş” üst-başlığı altında çıkan “Türk Vatanının Akıbeti” başlıklı ve 20 Şaban 1442 (2 Nisan 2021) tarihli yazısının (http://istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=66&KatId=3) dört yerinden alıntılayacağım cümlelerden ibaret olacak bu yazı.

” Ana dili Türkçe olan insanlar arasında vatan demekten kaçınanlar var. Vatan demenin siyasi bir tercihi aksettirmesinden korkuyorlar. Vatan demeyip ne diyorlar? Yurt. Ben bu iki kelime arasında gördüğüm anlam farkının kavranılması taraftarıyım. Yurt kime yakışır? Canlılar arasında sadece insanın kaldırabileceği ahlâki yükü üzerine almamış olanların yurdu olur. Yani nebat ve hayvan yurt sahibi olabilir. Vatan ise insanın irade güdümündeki kültür sayesinde edindiği şeydir. (…)” 

“(…) Bu bahse nereden geldim? Çanakkale’den. İngiliz ve Fransız donanmasının Çanakkale Boğazı’nı geçemeyişi ülke içinde; ama daha çok ülke dışında yankılar uyandırmıştı. Bu İngilizlerin bilhassa Mustafa Kemal’e istediklerini yaptırabilecekleri fikrine saplanmalarına sebep oldu. Türkleri hiçe sayanların nasırına basmamızın sebebi İstiklâl Harbimizdir.”

“Şiir dünya hayatını küçümsemeyi öğretmediği zaman sanat olmaktan çıkar.”

 

Bu yazı, başlıkta muhtevasından bir sözünü (s. 12) alıntıladığım İsmet Özel‘in en son çıkmış kitabından / “Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir” / (TİYO Yay., Aralık 2019, 1.Baskı) yine düşündürücü ve etkileyici bulduğum sözlerinden bazılarını aktarmamdan ibaret olacak.

“(…) Sözüm varsa dünya hayatı uğruna kendini yıpratmak şöyle dursun dünya hayatını babasının malı zannedenleredir. (…)” (s. 9)

“(…) Şimdi tanışıklığına her şeyimi fedaya hazır olduğum zevatın tuzağından salim kalmağı kâr beller durumdayım.” (…) (s. 14)

“(…) Bugün Türkiye’de yaşayanların hayatında Türklüğün şiirle olan alış verişinden hâsıl olanın kâr mı zarar mı kabul edileceğine hükmedecek herhangi bir mihrak rol oynamıyor. (…)” (s. 42)

“(…) Kim ne yaparsa yapsın ben şiirle bağımı koruyarak kendi alanımda hüküm ferma idim. (…)” (s. 50)

“(…) Dünya kurulalı beri hiç kimse kulluğunu askıya alıp ‘var’ olamamıştır, olamaz. (…)” (s. 55)

“Bir iddiayı bize ancak lisanımız yükleyebilir.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde “İslâmla Damgalanmış Varoluş” üst başlığı altında çıkan “Top mudur Tüfenk mi? Delikli Demir Hangisi?” başlıklı ve 13 Şaban 1442 (26 Mart 2021) tarihli yazısının (http://istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=65&KatId=3) her paragrafından alıntılayacağım birer cümleden oluşacak bir yazıyla niyetim bu kıymetli yazıya az sayıda da olsa birilerinin dikkatini çekmek.

İsmet beyin bu yazısının ikinci paragrafından bir cümleyi başlık olarak alıntıladığım için o paragraftan o cümleyi tâkip eden cümleyi ilk olarak alıntılıyorum: “Dilden lisana geçmedikçe hiçbir konuda iddialı değilizdir.”

“(…) Türkçe kendine mahsus bir dil, bir lisan ve bir lügat olarak var ve ne büyük yanlışlar içine düşmüş olursak olalım bu derleme-devşirme bir anlaşma vasıtası değil. “

“(…) Muhammed’in Allah’ın hem kulu, hem de resulü olduğu gerçeği varoluş sayesinde insan hayatını bizatihi insan tarafından hissedilebilir şekle sokan anlamı yerine oturtur. (…)”