“Allah hiçbir zamanı hakikatsiz bırakmadı, bırakmaz. Ve hakikat mutlak güzelliktir.”

 

Gökhan Özcan‘ın “Değişen ve değişmez olan” başlıklı yazısından (Yeni Şafak, 29 Mart 2018):

“(…) Bu belki tabiidir, şartlar değişince hayat da değişir. Ve insan geçmişini özler. Bu hep böyle oldu. Ama bu zamana özgü başka bir sıkıntı var; geride bıraktıklarımızın yerine, hayatın yoksullaşmasına engel olacak ağırlıkta pek bir şey koyamıyoruz sanki biz.

“Arap Baharı”, “Arap dünyası” ve demokrasi yolunda önemli gelişme sağlayan tek ülke Tunus’un başarısı üzerine M. Şükrü Hanioğlu’nun yazısından alıntılar

 

“Arap Baharı” olarak adlandırılan siyasal dönüşümlerin üzerinden yedi yılı aşkın bir süre geçmesine karşın yaşananlardan etkilenen toplumlarda “tamamlanamayan” bir süreç söz konusudur. (…)

“Bir Hasan Celâl Güzel geçti Türkiye’den”

 

Hasan Celâl Güzel bende olduğu gibi birçok kişide, soyadına uyan bir insan, bir siyasetçi olarak izlenim bırakıp gitti. Allah rahmet ve mağfiret eylesin. Öldüğü günün ertesi yani bugün bazı gazetelerde bazı yazarların ondan söz edeceklerini umarak baktığımda, evet, hem de edebiyat yanı ile dikkat çeken bazı yazarlar dahi merhûmdan istisnâî bir siyasetçi insan olarak bahsediyorlar.

“Sömürgecisiyle hesaplaşma iradesini ortaya koyan sömürge aydınının en büyük meselesi: DİL.”

 

Mustafa Özel‘in, bu ayın Derin Tarih dergisindeki (sayı: 72 /Mart2018) “Sömürgecinin Diliyle Savaşmak” başlıklı yazısında geçiyor başlıktaki ifade. Bu yazının üç yerinden birer alıntı sunacağım.

“Canın teninde kaldığı müddetçe tek ehemmiyetli, tek ciddi şey nereye gideceğindir.”

 

İsmet Özel’in dün (12 Mart 2018 Pazartesi) yayınlanan yazısının (İstiklâl Marşı Derneği İnternet Sitesi, “Başını Örten Kızlar Felsefe Bilmelidir” ser-levhası/üst başlığı altında çıkan “Sabrın Ve Tahammülün Neresinden Sınıf Bilinci Doğuyor? (II) başlıklı yazı) bazı yerlerinden bazı cümleler: