Bir gazete yazısı: alıntılar, izlenimler ve değerlendirmeyi okurlara bırakmak

 

Faruk Beşer’in “Ahlaki yozlaşma ve ırkçılık tamam da tasavvuf bir gerileme sebebi olabilir mi?” başlıklı yazısını(Yeni Şafak, 06.10.2017) okudum bu Cuma sabahı. İlahiyatçı bir akademisyen (Prof. Dr.) olan bu yazarın özellikle tasavvufa değindiği yazılarında kendine güvenir bir tavır yansıttığı, bu konuda bir otorite imiş gibi izlenim verdiği anlaşılıyor. Ancak yazıların içeriği sadece böyle bir izlenimi verme ağırlıklı mı oluyor, yoksa yazar bu konudaki yazılarıyla bu izlenimin doğruluğunu ortaya koyarcasına okuyucuyu ikna mı ediyor?

Bir iyi bir yazıdan, bir de öylesine kaleme alınmış bir yazıdan…

 

Hiç kuşkusuz, iyi yazılar ait oldukları kişilerin ele aldıkları, değindikleri konularda çaplarını, kapasitelerini, hadlerini bildiklerini yansıtırlar en azından. Öylesine kaleme alınmış diyebileceğim yazılar için ise bunun tam tersi kolaylıkla söylenebilir. Bunu aşağıda birer bölümünü alıntılayarak aynı gazeteden iki yazı ile örneklemeyi deneyeceğim.

1 Ekim 2017 Pazar gününün seçtiğim gazete yazılarından…

 

(…) Sartre, 1940’lı yıllarda “arz ayağımızın altından kayıyor” derken belki de modernitenin sabitesini yitirmiş bir yeni dünyanın ayak seslerini haber veriyordu.

Bilim, siyaset ve hakikat… İki gazete yazısından kısa alıntılar

 

Carl Gustav Jung’un her bir çakıl taşının biricikliğine dair meşhur ve yine de hatırlanmaya muhtaç sözü: “Bilim bir plajdaki tüm çakıl taşlarının ortalama büyüklüğünü hesaplayabilir, ama belki de o plajda o büyüklükte tek bir taş yoktur”

Okuduğum iki gazete yazısından alıntılar

 

M. Şükrü Hanioğlu‘nun “Yeni bilimcilik ve siyaset” başlıklı yazısından (Sabah, 24.09.2017):

“Türkiye fazlasıyla sulandırılmış “bilimcilik (scientism)”den “siyasal program” üretilmek istenen bir toplumdur. (…)