Fütûhât-ı Mekkiyye 11. Cild Üçyüz Sekizinci Bölüm
Tümel Âlemin Karışmasının Muhammedî Mertebeden Bilinmesi
Şaşarım, yokluğa ol diyene! / O sözün söylendiği, henüz yoktu
Sonra olunca, ona denilmedi ki o / Oluş bölünmeyen şeydir /
‘‘Ol’ sözü kudreti ortadan kaldırmış / Akıl buna hükmetti ve delil oldu /
Aklın nasıl delili olur ki? / Aklın yaptığı bina keşif ile yıkılır
Nefsin kurtuluşu şeriatta / İnsan görür de sonra mahrum mu kalır?
Keşifte şeriata sarılmalısın! / Böyle biri iyiliği elde etmiş ve kurtulmuş
Fikri geride bırak, taşıma her yere / Kasaptaki bir et gibi terk et onu
Fikrin bir makamı var ve onu o yerde tut / Ta ki merhamet görmüş bir kul ol
Bir bilginin şahidi şeriat ise / İşte bilgi odur, sarıl ona
Akıl ona aykırıysa, de ki: ‘Bu senin tavrın, / Tecrübeniz olan şeyle ilgilenin’
Allah’ın o kadar bilgisi var ki / ‘Niçin’ demeyen kimse, ulaşır onlara
Bilgi ‘nasıl?’ sorusuyla bilinemez / ‘Ne kadar?’ otoritesi de işlemez ona
Tıpkı Levha bilinmediği gibi / Hakkın o levhaya kalem ile yazdıkları
Bilmelisin ki, insanlar, insanın mahiyeti hakkında görüş ayrılığına düşmüştür. Bir grup ‘insan’ denilen şeyin ‘latife’, bir kısmı, ‘cisim’ bir kısmı ise ‘ikisinin toplamı’ olduğunu ileri sürmüştür ki, doğrusu da budur. İnsan lafzı, her grubun dile getirdiği anlama verilmiş bir isimdir. Sonra, insanın şerefi hakkında görüş ayrılığına düştük: Acaba üstünlük insan için zati bir şey midir? Yoksa var olduktan sonra ve tam bir insan olarak düzenlendikten sonra ulaştığı bir mertebeyle mi gerçekleşir? Söz konusu mertebeye insan, bilgiyle veya halife ve imam olmakla ulaşır.
İnsanı zâtı gereği şerefli sayanlar, Allah’ın onu iki eliyle yaratmış olmasına ve iki elini başka bir yaratık için bir araya getirmeyişine bakarak şöyle demiştir: ‘Allah insanı kendi suretine göre yarattı.’ ‘İnsan özü gereği şereflidir’ diyenlerin delili budur. Bu görüşe karşı çıkanlar şöyle derler: ‘İnsan özü gereği değerli olsaydı, onun zâtını gördüğümüzde değerini de öğrenmemiz gerekirdi. Gerçek ise öyle değildir. Öte yandan büyük ve değerli insan da sahip olduğu bilgi ve ahlâkıyla diğer insanlardan üstün olmazdı; çünkü her ikisini insan tanımı birleştirir. Bu durum, insanın üstünlüğünün menzil veya mertebe diye isimlendirilen geçici bir durumla gerçekleştiğini gösterir. Öyleyse şerefli olan, mertebedir. bu mertebeyle nitelenen kimse ise, dolaylı olarak şeref kazanır. Bu durum resullük, nebilik, halifelik ve hükümdarlık mertebelerine ulaşmaya benzer.,’İ
Öyleyse şerefli olan, mertebedir. Bu mertebeyle nitelenen kimse ise dolaylı olarak şeref kazanır. Bu durum, insanın üstünlüğünün menzil veya mertebe diye isimlendirilen geçici bir durumla gerçekleştiğini gösterir. Öyleyse şerefli olan, mertebedir. Bu mertebeyle nitelenen kimse ise, dolaylı olarak şeref kazanır. (…) Allah şöyle der: ‘İnsan hatırlamaz mı, onu bir şey değil iken yarattığımızı? (Meryem 19/67) . Başka bir âyette ise şöyle buyurur: “İnsanın üzerinden bir süre geçti mi ki, zikredilen bir şey değildi. (el-insan 76/1)

No Comments