admin Posts

“Ölenle ölmüyoruz; ama bazılarımız ölmüş olanın gittiği yer hakkında şuur kazanıyor.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesinde çıkan “Yazdıklarımın Soluklanma Vakti (I)” başlıklı ve 8 Zilkâde 1442 (18Haziran 2021) tarihli yazısının (http://istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=77&KatId=5) paragraflarının hemen hemen her birinden birer-ikişer alıntılayacağım cümleler oluşturacak bu yazıyı. İlk alıntıladığım cümle de başlığı teşkil ediyor.

“(…) Hayrete kapıldığımız şeyler ve durumlar şaşırmamıza yol açıyor. Hâlbuki hayranlığımızın bir şaşırtıcı tarafı yok.


Çok vaktim kalmadı. Kaç saat, kaç gün, kaç hafta, kaç ay, kaç yıl daha yaşayacağımı ben bilmiyorum. Uzayan ömrümün ne kadarının kaldığını bir beni yaratan biliyor. Benim bildiğim şey yazdıklarıma nefes aldırma vaktinin geldiğidir. (…) Ne zaman ki yazdığım şiirin adını Partizan koydum, o zaman kendimi sadece bir şair olarak değil, Avrupaî, giderek Fransevi anlamda ‘bağlı’ bir şair olarak görmeğe başladım. Bağlılığım bir daha ara vermedi. (…)

(…) Eğer yeniliğe heves bahsinde içime sızmış bir şeyler vardıysa onları içimden kazıyıp sökmek beni güçlü kılıyordu.

Güçlü insan karşısına çıkan her gerginliği kendi lehine çevirebilen insandır.  (…) Karakter hususiyetlerimizi doğuştan getirmiyoruz. Bize din seçme alanı bırakan budur. (…)

Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi, c.2’den bazı sözler

 

Başlıkta adı belirtilen eserin müellifi Muhyiddin İbn’ul Arabî(m.1165-1240) olup eseri tercüme ve şerh eden Ahmed Avni Konuk‘tur (m.1868-1938). Eserin tercüme ve şerhini yayına hazırlayanlar ise Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhum Dr. Selçuk Eraydın‘dır(1937-1995).

” ‘İnsân-ı kâmil’ rubûbiyyeti mutlak Rab olan Allah’dan aldığından, onun mazharında görünen tüm fiiller ve hâller mutlaka marzîdir (razı olunmuş). Nitekim Hızır (a.s.) sefîneyi deldi ve gulâmı(genç erkek) katl eyledi. Bunlar zâhiren münker işlerden olmakla, Mûsâ (a.s.)ın inkârına cevâben ‘Ben o işleri kendi nefsimin emriyle işlemedim’ (Kehf, 18/82) buyurdu. Zîrâ (Yûsuf, 12/53) âyet-i kerîmesi gereğince ‘Nefis kötülük’ ile emreder. Fakat Hak emrinde hikmet sahibidir. Dolayısıyla kâmil insandan çıkan fiiller, görünürde çirkin bile olsa razı olanın fiili olduğundan mutlaka marzîdir (razı olunmuş).

İmdi Hak Teâlâ onu Rabbi katında marzî olmasıyla nitelemekle, İsmâil (a.s.) a’yândan(hakikatler) kendisinin dışındakiler üzerine fâzıl (üstün) oldu. Ve ‘ey nefs, Rabbine rücû eyle (dön)!’ (Fecr, 89/27-28) denilen her mutmain nefs de (şüphesi kalmamış nefs) bunun gibidir. Ve İsmâil (a.s.) Hak Teâlâ hazretlerinin her şeye yaratılışını yani istidâdıyla taleb ettiği hakkını verdiğine vâkıf oldu. Kazâ ve kader sırrına erişme de insân-ı kâmilin hâlidir. Ve insân-ı kâmil mutlak Rabb’in terbiyesi altındadır; ve zât isminin mazharıdır. (…)” (a.g.e., c. 2, s. 148)

“Ruslarla Türklerin arasında şu fark var: Türklerin tarihi içinde kapitalizmi tövbeye zorlayacak bir cevher barındırıyor”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel köşesinde “İslâmla Damgalanmış Varoluş” üst-başlığı altında çıkan “Kapitalizme Ölüm Şerbetini Türkler İçirecek” başlıklı ve 23 Şevval 1442 (4 Haziran 2021) tarihli yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan ibaret olacak bu yazı.

İlk alıntı da söz konusu yazının ilk paragrafının sonundan ve bu yazının başlığını teşkil ediyor.

“(…) Şöhrete iktisatçı olarak ermiş olan Keynes kapitalizmi insan tabiatının bir kısmı ve sıfırlı birli bir oyunun tarafı olarak biliyordu. Eğer kapitalizmi 1 saydırabilirsek sosyalizmi 0 saymanın yolu açılacaktı. Keynes sermaye sahiplerine ‘Canınızı değil banka hesabınızı tehlikeye atın’ tavsiyesinde bulunarak kapitalizmi canlı tutmağı başardı. Lüzumlu veya lüzumsuz her türden alış veriş kapitalizme kan taşıyacaktı. Öyle de oldu. (…)


Türkler tarih sahnesine piyasa adı verilen ve ilkesi ‘al takke, ver külâh’ anlayışına uydurulmuş istismar düzenini tahttan ve taçtan mahrum bırakarak çıktı. (…) Yani Türkler Milâdi 1071’deki Malazgirt zaferinden çok önce Anadolu’nun baskın insan unsuru haline gelmişlerdi. Bizans ordusunun mağlubiyeti Türkleri dünya sistemine, yani gayri-Müslim bir otoriteye hesap verir olmaktan çıkardı. Türkler hayatlarını kültürünü kökten değiştirdikleri topraklarda devam ettirdi.  (…) Sonrasında Gaza Beyliklerini görüyoruz.  (…) Osmanlı Devleti bu beyliklerin idare tarzında gündeme soktuğu ahlâk düzenini tanzim ederek canlandı ve geniş topraklarda gücünü gösterdi. (…)

” ‘Tarihin üzerinde mutabakata vardığımız bir yalan olduğunu’ söylemiş olan Napolyon Bonapart ve ‘Vazifemizi yerine getirirsek tarihin kurtuluşuna şahit olacağız’ diyen İsmet Özel”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde “İslâmla Damgalanmış Varoluş” üst-başlığı altında çıkan “Evrilip Çevrilip Gelinen Yer” başlıklı ve 16 Şevval 1442 (28 Mayıs 2021) tarihli yazısının (http://istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=74&KatId=3) birkaç yerinden alıntılayacağım cümlelerden oluşacak bu yazı.

Söz konusu yazının ilk paragrafında yazarın Süleyman Demirel’e atfedildiğini belirterek aktardığı ‘İnsanlık nereye gidiyorsa biz de oraya gidiyoruz’ sözünün cahil cesaretiyle dile getirilmiş değilse Yahudi uyanıklığının bir tezahürü olduğu ifade ediliyor ve bunlar açıklanıyor.

“(…) Pozitivizm gözümüzü ‘Henüz her şeyi bilmiyoruz ve fakat bütün eksikliklerin giderildiği bir gün de gelecek’ inancıyla boyadı. Boyanmış gözle Kopernik, Newton, Darwin, Marx, Freud nasıl bir etki uyandırdıysa hepsine laik dünyanın üstün tuttuğu bir kutsallık atfettik.” diyor yazar ve yukarıdaki isimleri neden sıraladığının açıklamasını şöyle yapıyor: “Eğer dünya hayatı yanlış görüşleri etki uyandırmış insanların belirmesine sebep olduysa buradan doğru görüşlere kapı açma ihtimalinin büyüdüğünü fark edebiliriz. Akla yakın görünen teoriler ve açıklamalar bizi hataya düşme noktasına akla ters gibi görünen izahattan daha çok yaklaştırır.”  

Fütûhât- ı Mekkiyye’den (c.18, s.279-281 arasından) birkaç tavsiye (müellif: Muhyiddin İbn Arabî, çeviri: Ekrem Demirli)

 

“Kardeşim! İnsanların kötülerinden olmaktan kendini muhafaza eyle. Böyle yaparsan insanlar senin dilinden çekinir. En kötü insanlar dillerinden korkulan ve çekinilen kimselerdir. Bu hususta kendini en iyi kendin bilirsin. Bir adam Hz. Peygamber’e doğru geliyormuş, Hz. Peygamber, o kendisine ulaşmadan önce adamın yöneldiğini görerek şöyle demiş: ‘Aşiretin oğlu ne kötüdür.’ Yanına vardığında ise yüzünde tebessüm görmüş, ona gülümsemiş. Adam ayrıldığında Hz. Aişe şöyle demiş: ‘Ey Allah’ın peygamberi! Sen adam hakkında söyleyeceğini söyledin, sonra yüzüne karşı tebessüm ettin.’ Hz. Peygamber şöyle cevaplamış: ‘Ey Aişe! En kötü insan şerrinden emin olmak üzere kendisine ikramda bulunulan kişidir.’ ‘(…); Eşinle arandaki sırrı izhar Allah katında büyük günahlardan biridir.’ Hz. Peygamber’in şöyle söylediği aktarılmıştır: ‘ Allah katında kıyamette en kötü insan eşinin sırrını izhar edendir.’ (…) Allah şöyle buyurur: ‘Allah’ın dışında puta tapanların taptıklarına sövmeyin, onlar da zalimce Allah’a söverler.’ (En’âm, 6/108)