Gökhan Özcan’ın “Ezbere Mahkum” başlıklı YeniŞafak’ta çıkan 21.11.2022 tarihli yazısının birkaç yerinden alıntılar

 

“(…) Gazete manşetlerine bakın, yüksek volümlü söylevlere bakın, önemli günler için kurduğumuz cümlelere bakın, duygularımızı yansıtan ifadelere bakın, tartışırken dile getirdiğimiz fikirlere, çeşitli mecralarda ardı ardına eklediğimiz paylaşımlara bakın… Bütün bunlar daha önce de ayniyle işittiğimiz şeyler değil mi? (…) Sanki daha önce bin kez seyrettiğim bir filmi bin birinci kez izliyor gibiyim.

(…) Belki sürekli ve döngüsel biçimde hep aynı şeyi, hep aynı günü, hayatın hep aynı versiyonunu kendimize mecbur ettiğimizden…

“İnsan Olmanın Hafifliğine Ermek: Özgürlük”

 

Ömer Türker’in bu başlık altında 2 aylık düşünce dergisi olan Teklif’te ( Mayıs 2022 /sayı 3) çıkan yazısının başlarından yapacağım bazı alıntılamalar bu yazıyı oluşturacak.

“(…) Bir yönüyle özgürlük, yalnızca bilinç ve irade sahibi bir varlık olarak insanın kendisiyle ilgilidir ve nesnelerinden bağımsız olarak ele alınabilir. Bu açıdan bakıldığında insanın, en genel seviyede, yapılması muhtemel fiillerden veya terklerden birini diğerlerine ikinci bir farkındalıkla tercih edebildiği için özgür olan bir varlık olduğu söylenebilir. (…) Filozofların evvelî bilgiler ve kelamcıların mübtede bilgiler dediği ‘bir şey ya var ya yoktur’, ‘Bir şeye eşit şeyler birbirlerine eşittirler’, ‘Bütün parçadan büyüktür’ gibi varlık ve miktarla ilgili olup tüm bilgilerin temelini oluşturan ve herhangi bir duyu idrâkine indirgenemeyen bilgiler, insanda ikinci bir farkındalığı bilfiil hale getirir. Bu farkındalık, herhangi bir tercihte bulunurken o tercihle ilgili yarar veya zarar kavrayışının vüs’atini anlık ihtiyacın ve tatminin ötesine taşır. Özgürlüğün mayalandığı ve hem insânî hem de ilâhî olanı içerecek şekilde teşekkül ettiği rahim tam olarak budur. (…)

“Nebî Olmaksızın Özgürlük Tasavvur Edilebilir mi?”

 

Ahmet Ayhan Çitil‘in “Teklif” adlı 2 aylık düşünce dergisi‘nde (Mayıs 2022, Sayı 3) çıkan bir yazısının(s. 55-62) başlığı böyle. O yazının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan oluşacak bu yazı.

“İçinde var olduğumuz kâinatta, arzulamayan, arzu etmeyen bir var-olanın özgürlüğünden söz edebilir miyiz? Arzu sahibi olmayan bir var-olan nedensellik zincirinin bir parçası olmanın ötesine geçebilir mi? (…) Lafın gelişi: ‘Elektronun kendisi şu fotoğraf filminde iz bıraktı’ diyebiliriz. Kendi istediği için bırakmadı. Kendisini belirleyen kuvvetler kaçınılmaz olarak onu o fotoğraf filmine ulaştırdı, fiziksel olarak onunla etkileşti ve işte o iz ortaya çıktı.

İsmet Özel’in “Neyi Kaybettiğini Hatırla” isimli kitabından (Şûle Yayınları İsmet Özel Dizisi:15, 4.Baskı, Nisan 2000) sözler olarak bazı alıntılar

 

“İşlerimizle uğraşıyoruz; ne var ki işlerimizin neye değdiğiyle ayrıca uğraşmıyoruz.” (s.9)

“Son on yılda Türkiye’de ‘niceliğin egemenliği ‘ bunca yıl kınanıp karalanan Batı medeniyeti metropolünde olduğundan çok daha yoğun ve yaygın bir geçerlilik alanı kazandı. (…) Bazıları olan bitene depolitizasyon adını taktı. Böyle yapanlar ne aradıklarını bilmediklerini itiraf ettiklerini de bilmiyorlardı kuşkusuz. Sanki politizasyon iyi imiş de, ahali depolitize edilince kötü bir durum doğmuş! Hiç de değil. Ahalinin maruz kaldığı şey depolitizasyon olmadı. İnsanlar kendilerine bir kıymet atfederek etkinlikte bulunma şereflerinden mahrum bırakıldılar. (…) Demek ki durum çoğunluğu teşkil eden ve niceliğin egemenliği altındaki bu insanların şifanın nereden geleceğini keşfedemeyeceği derecede vahim.” (s.10)

“Müslimler dikkatimizi kültüre yöneltir. Kültürümüzün zirvesi ise istiklâlimizdir.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında “İSTİKLÂLİN ÖTESİ” başlığıyla çıkan 21 Rebiülahir 1444(16 Kasım 2022) tarihli yazısından (istiklalmarsidernegi.org.tr/lsmetOzel?ld=149&Katld=7) yer yer yapacağım alıntılamalar ( bunlardan ilki o yazının ilk paragrafının sonundaki bir anlamı tamamlayan ard arda iki cümle olup bu yazının başlığını teşkil ediyor.

” (…) Kur’an Arapça nazil olduğu için dilimizde kullanımı sadece Türklere mahsus olan ve Arapça kaidelere riayet edilerek türetilmiş birçok kelime vardır. Kur’an gölgesinde yaşayan Türkler ‘yüklenip götürmek’ anlamından kalkarak bir ‘istiklâl’ kavramı ortaya çıkarmışlar. Tarihin akışına yerinde bir müdahaledir. (…) İstiklâl kelimesi bizim, biz Türklerin dünya siyasetinde vazgeçemeyeceği bir anlayış tarzının gereği olarak şekil buldu. (…)