Şuur, şuursuzlaşma, illüzyonlar, ve kalbinin bağımlısı olan insanlar

 

“(…) Şuur dediğimiz şey, bir zihniyetin, bir anlama biçiminin, bir hissiyatın, bir idrakin kelimeleriyle örülüyor, dokunuyordu.

Mahmud Erol Kılıç’ın “Fütüvvet Peygamberi” başlıklı yazısından alıntılar

 

(…) Bir gün bir genç (Fetâ) gelir Hz. Peygamber’in huzuruna ve arkadaşlarının yanında ona, “İslam nedir?” diye sorar. Sonra “İman nedir?” diye sorar ve son olarak da “İhsan nedir?” diye sorar ve gider. Adeta cevaplarla çok ilgilenmez gibidir.

Varılması en zor olan bilgi ve huzûr için insanın kendini tanımaya çalışması zorunluluğu

 

Kendimizi tanımaktan kaçmak için bu kadar büyük çaba harcayışımızın elbette bir sebebi var. Kendini tanıyan insanın, bugün bizim kendimize reva gördüğümüz yaşama alışkanlıklarını kendine, insanlığına yakıştırmasına imkan ve ihtimal yok.

Dünkü ve bugünkü gazete yazılarından seçtiğim üçünden alıntılar

 

(…) Selfie ya da özçekim, günün insanının merkezine kendini koyduğu bir dünyanın fotoğrafıdır. Fon sürekli değişir, değişmek zorundadır, çünkü geçicidir ve dolayısıyla fonda ne olduğunun aslında hiçbir önemi yoktur. Kendisine bakan, sadece kendisini gören, dışına ilgisiz, dünyaya sağır, her şeyi kendisiyle anlamlı gören bir türedi zihniyetin sembolleşmiş halidir. (…)

“Roma’da Romalılar gibi yapmak sadece kendine mahsus yapış tarzını kaybetmiş olanların müracaat ettiği bir davranış biçimidir.”

 

İsmet Özel’in İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde “Başını Örten Kızlar Felsefe Bilmelidir” üst-başlığı (ser-levhası) altında çıkan yazılarından, son paragrafının ilk cümlesini başlık yaptığım “Bir Şeyi Yaramıyorsa İşimize Yaramaz” başlıklı, 23.11.2017 tarihli yazısının birkaç yerinden alıntılar sunacağım ama önce bu ve önceki bazı yazıları hakkında düşüncemi/kanaatimi en kısa biçimde belirttikten sonra.