Gökhan Özcan’ın “Hayatın fiziği ve metafiziği” başlıklı yazısının (Yeni Şafak, 20.12. 2021) birkaç yerinden alıntılamalar

 

“(…) Tepeden tırnağa teknikle, mekanikle, organizasyonla, projeksiyonla doldu hayatımız. İnsanın ve hayatın metafiziğine dair meraklarımızı neredeyse tamamen yitirir hale geldik. İnsan da hayat da tek boyutlu değil oysa. Bu tek boyutluluğa mazeret kılınan bilim bile öyle değil hattâ… Tabiatımız alemi bu şekilde tek boyutlu kavramaktan, metafizik derinliğinden yoksun kılınmış bir insan ve hayat algısıyla idare etmekten ızdırap duyuyor. Hızla çogalan ruhsal daralmalardan, psikolojik arızalardan , asabiye patlamalarından bunu görebiliyoruz. (…)

‘Yaşayan benliğin tek ereği vardır ancak; kendi varlığının dopdolu bütünlüğüne ermek, bir ağacın tepeden tırnağa çiçeğe duruşu, bir kuşun bahar güzelliğine ya da bir kaplanın parıltıya bürünüşü gibi’ diyor D.H. Lawrence, ‘Anka Kuşu’ kitabında.

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-IV’den(te’lif: M.İbnu’l Arabî, terc. ve şerh: A. Avni Konuk, Yay. Haz.: Mustafa Tahralı, Selçuk Eraydın) alıntılamalar

 

İlyâsî kelimede mündemic (içkin) înâsî (alıştırmaya bağlı) hikmet‘in açıklanması üzerine olan fass‘tan (XXII) bazı alıntılamalardan ibâret olacak bu yazı.

“Bilinsin ki, cenâb-ı İlyâs rûhânî mizacı hasebiyle melekî sûretler ve cismânî mizâcı hasebiyle de beşerî sûretler mizâcına mensup olduğundan rûhânî sûreti yönünden rûhânî sûretler olan melekler ile ünsiyet (ahbaplık) edip aralarında vâki olan iştirâk hükmü (ortaklık hükmü) sebebiyle onların ruhânî mertebelerinde onlar ile sohbet etti. Cismânî sûreti yönünden de cismânî sûretler olan insanlar ile ünsiyet edip unsurî tabiî sûretlerde onlar ile olan ortaklık hasebiyle onlarla muhalata eyledi( uyuştu / karıştı). Bundan dolayı Hz. İlyâs iki sûreti toplayıcı ve iki âlem arasında berzahlık (aralık /fâsıla) ile görünür oldu.

İsmet Özel’in kitaplarından / yazılarından bazı alıntılamalar (2)

 

“(…) Önemi fark edildiği zaman istikamet derdini azamiye çıkaracak bir yerden, bir şeyden, bir tarihten dem vurma mevkiindeyim. Benim durduğum yer bütün mevkileri tartışmaya açıyor. Benim hususi eşyam her türlü mülkiyetin altını oyuyor. Kanat açmak için benim tarihimin üstündeki semadan başkası yok. (…) Bizi Dünyanın ilk hür halkı (böyle diyen: Noam Chomsky) ile dünyanın varlık gücünü şiirden alan ilk milleti arasında olan biten agâh kılsın. Âmin. (“Homeros’tan Karl Marx’a Şiirin Türk Tarihi” üst-başlığı altında çıkan “Bir Yer, Bir Şey, Bir Tarih” başlıklı, 2 Ağustos 2014 tarihli yazının son kısmından) “Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir” kitabı (TİYO Yay., Aralık 2019 I.Baskı), s. 44)

“(…) Şuur olmaksızın şiir olmaz. Şuur ise şuuruna varılan o şeyden tecrit edilemez. Ancak va’z edilmiş bir şeyin şuuruna varılabilir. O halde anlaşılmağa değen ne olabilir ki, bir şeyin anlaşılmayışından dert yanalım? Bu bahse dair çözülen sırrın açıklamasını şöyle yapabilirim: İnsan için anlaşılmağa ve/veya anlaşılmağı değer hiçbir şey yoktur. Evren hakkında ömrümüz boyunca yapacağımız bütün yorumlar bölük pörçük intibalardan, izlenimlerden ibaret kalacaktır. Hepimize, her birimize ömrümüz boyunca sıkıntı veren şey ise anladığımızı sanmalarımızdan, anladığımızı sandıklarımızdan başkası değildir. (…) İşte bu bağlamda bahusus anlaşılmayan, anlaşılmaması için her türlü çabanın sarfedildiği şey şiirle Türklük arasındaki vazgeçilemez beraberlik olagelmiştir. (s.57-58) (…)

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-IV’den Muhammedî Kelimede mündemic (içkin) ferdî hikmet hakkında alıntılamalar (2)

 

“Ahadî zâtın kendinde, kendi zâtına, kendi zâtı ile olan tecellîsinden ibâret ‘feyz-i akdes’ (en kudsî feyz) ile başta beliren ancak ‘muhammedî hakikat’dir. Ve mertebede ona denk bir belirme yoktur. O hakikat Hakk’ın mutlak varlığının öyle bir küllî (tümel) ve ferdî mertebesidir ki, belirmelerin tümünü içine alan ve kuşatandır. Ve işte ‘muhammedî rûh’ budur. Onun için (S.a.v.) Efendimiz ‘Allah ilk rûhu veya nûru yarattı’ buyurmuşlardır. (…) İmdi nübüvvet, (S.a.v.) Efendimizin şerefli varlığıyla hatm olunduğu (son bulduğu) gibi, bu Fusûsu’l-Hikem de ferdî hikmetle hatm olundu. Ve kezâ aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm Efendimiz nasıl hakikatlerin tümünü toplayıcı ise ‘ferdî hikmet’ de tüm hikmetleri toplayıcıdır.

Onun hikmeti ancak ferdî oldu. Zîrâ o bu insan türünde varlığın en kâmilidir. Ve bunun için iş onunla başladı ve onunla sona erdi. O halde Âdem, su ile çamur arasında olduğu durumda, o nebî idi. Ondan sonra unsurî var olmasıyla nebîlerin sonuncusu oldu.

“Vatan derdi bizi, biz Türkleri bir millet haline getirdi.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali, İsmet Özel Köşesi’nde “ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında çıkan “BİR DURUŞ, BİR GİDİŞ” başlıklı ve 13 Cemaziyelevvel 1443 (17 Aralık 2021) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=101&KatId=7) her paragrafından yapacağım nisbeten kısa alıntılamalardan (ilk paragrafın bir cümlesi de başlık olarak alıntılandı) ibâret olacak bu yazı.

” Dünya nereye gidiyorsa biz de oraya gidiyoruz”. Süleyman Demirel’e atfedilen bu sözün hangi seviyedeki kaç kişiyi zehirlediğini bilmiyorum. Bildiğim bu sözün zehirli olduğudur. Zehirlidir zira: Tarih diye bir kavramla tanıştığımızdan beri gözlemimiz kavimler arasında dikkati hak edenlerin umumun (çeşitli kavimlere mensup çoğunluğun) gidiş tarzına kapılanlar değil, kendi yolunu takibe çabalayanlar olduğu yolundadır.  (…)

Millet olarak biz Türkler bir yerden bir yere gittiğimizin bilincine varmak için bir duruşa ihtiyaç duyuyorduk. Bilinç alanına neye karşı durduğumuz çıkmalıydı ki, ne tarafa gittiğimiz bilinsin. Hüviyetimiz şahsiyetimizin görünen kısmıdır. Biz Türklerin bir hüviyeti vardı: Allah’ın askerleriydik. Bir şahsiyetimiz de vardı: Vatan edindiğimiz topraklarda dinimizle kol kola giden bir toplum düzeni teşkil etmiştik. Dünyanın gittiği yere alayıvala ile gittiğimizi ispat gayesiyle önce şahsiyetimizi feda ettik. Niçin bunu hüviyetimizi feda edişimiz takip etmedi? Çünkü ne yaptıysak kâfirleri kendileri kadar kâfir olduğumuza inandıramadık.  (,,,)