İsmet Özel’in kitaplarından / yazılarından bazı alıntılamalar (1)

 

Kim olursak olalım hayatta kalabilmek için bir şeyleri sabitleyerek yaşarız. Tumturaklı insan sabiteleri dışardan farkedilmiş insan demektir. (…) Eğer gerçekten varsa ‘edebiyat’ değerini şiirde ispat eder. İnsanlığın bir halden diğerine geçmesinin şiirle alış verişini hesap dışı tutmuşsak varacak yerden olmuşuz demektir. (…) Varlığının hazmı hiç kolay olmadığı halde modernliği gözden çıkaramayanlar post-modern tabirini icat ederek yola devam yolunu elden bırakmadı.

(…) Alnı açık yaşamanın yolunun hükümranlıktan geçmediği fikri serpilip gelişmedikçe günlük hayat alçalmasını önleyemezler. Şiir günlük hayattaki hazineye delil olmaktan uzakta otağ kurmuşsa kimseye öte dünya fikrini izah edemezsiniz. İzahtan uzaklaşma insana ne yapar? Düşüşü normalleşme kılığına sokar. (…) Ağırlığını kolluk güçlerin taşıdığı bir sosyal hayat bizi bekliyorsa bunu rüşvetle işleyen bir mekanizmaya icbar edileceğimizin işareti sayabiliriz. Şiir fertlerin yükseliş göstergesi olabilir mi?

Fütûhât-ı Mekkiyye (te’lîf: M.İbn Arabî; çeviri: Ekrem Demirli; Litera Yay.) 11. Cildinden alıntılar

 

“İşte, ey kardeşlerim! Bu dünyanın tuzaklarından uzak durun, çünkü onun tuzağının (neyin tuzak neyin ilham olduğunun) temyizi güçtür. Nefisler de ondan haz alır ve dünyaya bağlandıkları için bu konuda gerçeği karıştırırlar. (…) Allah vahiy yoluyla konuştuğunda, adeta bir taş üzerindeki yağmur gibidir. Onu işiten ruhlar bayılır ve çan sesi esnasında meydana gelen bilgi iki omuz arasına vurmakla gerçekleşen bilginin bir benzeridir. (…)” (s.47)

“Allah’ın yaratıklarındaki hükmü ne kadar gariptir! Allah’a yemin olsun ki, onu ancak Allah bilebilir. Acaba mutlular ve bedbahtlar bu hükme göre midir? Yoksa sadece mutlular değil, bedbahtlar mı ona tahsis edilir? Allah’ın herhangi bir yaratılmışın şefaati olmaksızın ateşten çıkartacağı kimseler de bu menzilden öğrenilir. (…) Takva ve korku, sakınılan ismin etkisinden meydana gelir. Takvanın nedeni, Şedidü’l-ikab (cezalandırması şiddetli olan) ve es-Seriü’l-hisab (süratle hesabı gören) isimleridir ve takva sahibi böyle ilahi isimlerin hükmü ve etkisi altındadır. (…)” (s.50)

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-IV’den Muhammedî Kelimede Mündemic (içkin) Ferdî Hikmet hakkında alıntılar (1)

 

Başlıkta belirtilen konu eserin bu cildinin XXVII. Fassındadır. Buradan alıntılar :

” ‘Ferdî hikmet’ in Muhammedî Kelimeye mahsûs kılınmasındaki sebep şudur ki, Muhammedî hakikat tüm belirmelerin ilkidir; ve varlıkların hepsinin sâbit hakikatlerini içine alandır. Onun üstünde hiçbir isim, sıfat ve na’t (niteleme) ile vasıflanmış, adlanmış ve övülmüş olmayan ‘sırf zât’ vardır ki, taayyünâtın (belirmelerin) tümünden tenzîh olunmuştur. Zîrâ ahadî zât, zâtlığı hasebiyle tecellîden müstağnîdir. Bundan dolayı onun mutlak varlığı zâtlığı hasebiyle aslâ tecellî etmez. Onun tecellîsi ancak onda bi’l-kuvve (potansiyel olarak) mevcut olan sıfatlar ve isimler îcâbıdır.

Merhûm Nuri Pakdil’in(m.1934-2019) “Sükût Sûretinde” adlı kitabından alıntılar

 
“Sözcüğün uzun kavlinden / Bütün yönler silme Mekke” (GRAMER başlıklı, s.11)

“Yaşama cesaretimi artıran / Ağır acı oturuşunuz vardı” (BABAM ZİYAİOĞLU HOCA EMİN EFENDİ başlıklı, s.15)

“Döner yerine evrilince tekrar / Koşmaya başlar ya daha da civan” (EDEBİYAT başlıklı, s.17)

“Asla sarsılmadan köklerine tutunuşu / Şandır bir destandır uçurumlarda yazılan” (TAÇ başlıklı, s.21)

“Biryerlere yürüyor tek başına / Hiçolmazsa Sonsuz kat yanına” (HER HALÜKÂRDA ÂLİCENAP” başlıklı, s.23)

“Ta kendisi diyor taa ordaki hayaline / Yaklaşmak istedikçe bir kaçıyor ki o da” (ALEVLER başlıklı, s.27)

“Kılıcı kuşananı bekleyen attır / Cümleler dizildikçe dolan yakıttır” (RAFİNERİ başlıklı, s.29)

“Rüyalar hep renkli mi / Yapılıyor ki anne” (YATAR KALKAR SORARDIM başlıklı, s.33)

“Kelâmından olur ma’lûm kişinin kendi mikdârı”

 

Muhyiddin İbnu’l-Arabî‘nin (m.1165-1240) Fusûsu’l-Hikem adlı eserinin 1915-1928 arası yıllarda harf devrimi öncesi kendi harfleriyle son dönemini sürdüren Türkçe’ye Arapça’dan tercümesini ve şerhini yapan merhûm Ahmed Avni Konuk‘un (m.1868-1938) Konya Mevlânâ Müzesi’nde 28 defter hâlinde bulunan bu eseri o zaman her ikisi de Yrd. Doç. Dr. olan Mustafa Tahralı ve Selçuk Eraydın tarafından günümüz Türkçesiyle yayına hazırlanmağa başlamış ve ilk cildi 2 Ocak 1987’de birinci baskısıyla yayınlanmıştır (bende 7.Baskısı mevcut). Eserin IV. Cildi de 6. Baskı olarak 2017’de (bende olan) çıkmış. Merhum Dr. Selçuk Eraydın’ın (1937-1995) eserin günümüz Türkçesiyle yayına hazırlanmasındaki emeğinin yanısıra bu işin tamamlanması için maddî anlamda katkıda bulunmasının da önemi büyük. Allah rahmet ve mağfiret eylesin. Yeri Cennet olsun. âmîn.

Bu eserin IV. Cildinin bir Fassı (XXV) olan “Kelime-i Mûseviyye’de Mündemic (içkin) olan ‘Hikmet-i Ulviyye’ Fassıdır” Mûsâ Fassı (2. Şerh) (s. 217)

Buradan sunacağım bazı alıntılar bu yazıyı oluşturacak. İlk alıntı da bu yazının başlığını oluşturuyor ve “ince fehm (anlayış) sahibinin kelâm sarfeden kimsenin kadrini ve ilimdeki derecesini, ancak kelâmından anlayacağını ifade eden bir mısradır. (s.265)

“Ulvî Hikmetin Mûsevî Kelimeye tahsisindeki vech budur ki: Mûsâ (a.s.)ın resullerin çoğu üzerine rüchânı (üstünlüğü) ve mertebe yüksekliği dört sûretledir: 1.Melek vâsıtası olmaksızın Allah Teâlâ hazretlerinden ahz eyledi (aldı, kabul etti, ceza verdi) ve O’nunla konuştu. 2. Sahih Hadîsde geldiği üzere Hak Teâlâ Tevrât‘ı kudret eli ile yazdı. Nitekim buyrulur: “Hak Teâlâ cenâb-ı Mûsâ’ya Tevrât‘ı eliyle yazdı. Ve Tûbâ ağacını eliyle dikti. Ve Adn cennetini eliyle halk eyledi. Ve Âdem’i iki eliyle yarattı. 3. Nebîlerin sonuncusu (s.a.v.) Efendimize mahsus olan cem’iyyet makâmına olan yakınlığıdır ki, Hak Teâlâ bu yakınlığa işâreten beyan buyurur: “Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Mûsâ için levhalarda yazdık.” (A’râf, 7/145) Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de “Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitapdadır.” (En’âm, 6/59) âyet-i kerîmesiyle bu cemiyet makamının kemâline işaret buyrulmuştur. 4. Hadîs-i Şerîfte Mûsâ (a.s.)ın ümmet çokluğu ile nebîler (a.s.) arasında ayrıcalığı beyan buyrulmuştur. İşte bu hususlara dayanılarak Kur’ân-ı Kerîm’de Mûsâ (a.s.)a hitaben “Korkma, muhakkak sen a’lâsın” buyrulmuştur (Tâhâ, 20/68). (…)