“İnsanın iç vatanında hakikatin düşmeyen bir kalesi var”

 

Gökhan Özcan‘ın Yeni Şafak gazetesinde çıkan “Hakikat terk etmez insanı” başlıklı, 1 Temmuz 2021 tarihli yazısından alıntılayacağım bazı cümlelerden oluşacak bu yazı. İlk alıntıladığım da başlıktaki cümle.

“Ne kadar yalana bulanırsak bulanalım, içimizde gerçeğe sadakatini yitirmeyen bir şey, bir yer var. En kötülükle dolu insanın bile içinde nedamet duyduğunda arayıp bulabileceği bir iyilik sığınağı var. Bütün cepheler düşse, yalanın askerleri her yeri işgal etse de, insanın iç vatanında hakikatin düşmeyen bir kalesi var. (…), yalanın karanlığı varlığının her yanını gölgelese de, hakikat adına her şeyi yeniden başlatacak tohum duruyor içimizde. (…) Hakikat insanı hiç bırakmıyor aslında, o hakikati her fırsatta bırakıyor olsa da.”

Yazının, Mihail Bulgakov’un “Usta ve Margarita’da ifade ettiği cümlelerinden alıntılanan bölümünden de iki cümle: “En büyük hatanız insan gözündeki manayı küçümsemeniz. Şunu anlayın, dil gizleyebilir hakikati, ama gözler asla! (…)”

‘İçselleşmiş yalan’ hakkında yazarın şu ifadesiyle bitireyim yazıyı: “Alışmışlardır onlar hakikate ihanet etmeye, yalanı sıradan bir şey gibi söylemeye. (…)”

Son haftalarda medya mensuplarından adı sosyal medyada görünenler kötü sınav verdiler!

 

Siyasî iktidara ve bazı siyasetçilere sosyal medyaya yansıyarak da olsa karşı çıkmanın elbette âdâbı ve seviyesi olmalı değil mi? Ama öyle olmuyor. Adları, yazdığı gazetelerden bilinse de bilinmese de bazı isimler, son haftalarda adı sosyal medyanın odağındaki isme/isimlere ilişkin ve onu/onları muteber sayarak, dediklerine iktidardaki Parti’nin lideri ve Cumhurbaşkanı olan şahıs da dâhil Parti’nin ileri gelenlerinin cevap vermesini yani onu/onları muhatap kabul etmelerini ister beyanlarda bulunuyorlar. Keza Deniz Baykal’ı da kızı dolayısıyla hedef alıp iddialarına muhatap olmasını, cevap vermesini isteyenler var.

Böylesi şartları fırsat bilip siyasetle ilgili, siyasetin içinde olan ünlü isimleri yıpratma amacı ister istemez akla gelmez mi?

Dinî, edebî, felsefî, İlmî, fikrî youtube konuşmalarından istifade etmek üzere o ortamda meşgulken insanlar, sanıyorum ister istemez karşılarına çıkan böylesi haberler, yazılar çoğunu irkiltiyor, ürpertiyordur ve inandırıcı gelmiyordur onlara bunlar. Böylelerinin özellikle ünlü isimleri karalamak amaçlı bir ortamdan istifadeye çalıştıkları ihtimalini en azından aklından geçiriyor olmalı insanlar.


Siyasetçilerin birbirlerini siyâset ortamında eleştirmeleri, ciddî ve ispatlanabilir gerekçelerle suçlamaları olabilir elbette ama böyle sosyal medyada, hele birilerinin odak(lar) teşkil ettiği bir ortamda, fırsat kollarmış gibi siyasetçileri yıpratmaya dönük yayınlar iyi niyet, dürüstlük ve ciddiyetten uzaklık izlenimi veriyor.

“Ma’lûmun olsun ki, ‘akıl’ dediğimiz ilâhî nimetin ihâta ve idrâk edemeyeceği bir şey yoktur.”

 

Muhyiddin İbn Arabî‘nin (m.1165-1240) Tedbirât-ı İlâhiyye adlı eserinin Ahmed Avni Konuk (m.1868-1938) tarafından tercüme ve şerhi yapılmış(1922-1925), o eser de Prof. Dr. Mustafa Tahralı tarafından günümüz Türkçesiyle yayına hazırlanmıştır (6.Baskı, 2013).

Bu eserden ‘akıl’ la ilgili bölümden yapacağım bazı alıntılamalar bu yazıyı oluşturacak.

İlk alıntılama (s.56) bu yazının başlığını teşkil etti.

“Aklın en aşağı mertebesi ‘akl-ı maâş’tır. Bu akıl tabiat âleminde mahsûr kalan kimselerin, yani zâhir ehlinin aklıdır. Şehâdet âleminin üstündeki âlemin hâllerini idrâk edemediği için onları ‘uzak görülen’ , ‘olacağı sanılmayan’ görür. ‘Bilakis onlar ilmini kavrayamadıkları ve yorumu kendilerine aslâ gelmemiş olanı (Kur’anı) yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı.’ (Yunus, 10/39) Eğer akıl ilim ve irfân ile terbiye olunup terakki ederse ‘akl-ı maâd’ olur. Bu akıl şehâdet âleminin üstündeki âlemlerin hâllerini de idrâk eder. Her iki aklın da farklı mertebeleri vardır. Ancak bu farklılık akl-ı külle (tümel akıl) ulaşıldığında ortadan kalkar. Nebîler (aleyhimü’s-selâm) ile onların vârisleri olan tahkik ehli kâmillerin akılları ‘akl-ı kül’ dür. Onun için onların idrak ettikleri şeyleri süflî (aşağı) mertebelerde olanların akılları idrâk edemez. Ve idrak yokluğu veya yetersizliği sebebiyle itiraz ve inkâr ederler. Ancak akılların bu mertebelerini bilen kimseler, onların haber verdikleri şeyin hakikatini idrak edemeseler bile, o hakikatleri tasdik ve teslim eylerler.” (s.56)

“İnsan zihninin değer kazanmasındaki ölçü”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği İnternet Portali İsmet Özel Köşesi’nde çıkan ” YAZDIKLARIMIN SOLUKLANMA VAKTİ (2) ” başlıklı ve 15 Zilkâde 1442 (25 Haziran 2021) tarihli yazısının (http://istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=78&KatId=5) her paragrafından yapacağım birer alıntılama oluşturacak bu yazıyı.

İlk olarak başlıkta bir kısmını alıntıladığım ikinci paragrafın ilk cümlesinin tamamını alıntılamam gerek: “Vakti yol gösterici şahsın dünyada bulunuşuyla veya o şahsın davet ettiği yaşama tarzının çığır açışıyla başlatmak insan zihninin değer kazanmasındaki ölçüdür. (…)

“Allah’ın bize raftan indirildiği günü gösterip göstermeyeceğini bilmiyorum ama İstiklâl Marşı’nın rafa kaldırılışı kısa, orta ve uzun vadelerde insanlık denilen ve sorumlu herkesi içine alan bütünde esasa taalluk eder. (…)

“(…) Buharın sanayie tatbiki İslâm diyarına virane, küfür beldelerine kâşane demek âdetini zahir kılıverdi. (…)

Sayısal(niceliksel/kemmî) destek mi önemli, niteliksel(keyfî) destek mi?

 

Bu başlık altında kısa ve öz bir yazı olacak bu.

Falan medya mensubuna şu kadar sayıda destek haberi sebep oldu bu yazının yazılmasına.

İster istemez kemiyet ve keyfiyet akla geliyor böyle durumlarda.

Elbette hangi şahsa hangi tür destek meselesi nesnel olarak iddia ve ispat edilemez.

İster siyasete mensup olsunlar, ister medyaya, sosyal medyada kendilerine sayısal desteğin büyüklüğünden söz edilmesinin pek anlamlı ve onlar için gerçek ve nitelikli bir destek olduğu inandırıcı ve sevindirici olabilir mi? İnananlar ve sevinenler olur; inansınlar ve sevinsinler. Kendilerini ilgilendiren bir durum. Gerekçesi konusunda da kimseye hesap verme durumunda değiller.

Her alanda ve konuda niteliksel ve niceliksel anlamda değerlendirilen çalışmalar olur. Nitelikli işler yapanlar da olur, nitelikçe pek değerli olmayan ama göz boyayan işler de. Meraklıları ve o işlerden anlayanları kandırmak elbette zordur. Yüzeysel değerlendirmeyle pek a’lâ niteliksiz bir ürünü ve onu ortaya çıkaranı destekleyenler ve propagandasını yapanlar olur. Aldananlar da. “Ben aldanmam” diyenlere pek güvenilmez. Niceleri vardır aldatan ve aldanan.

Siyasette ve medyada da elbette sayısal destek haberleri çok sağlıklı olmayabilir. Hele bunca alt düzey çağrışımları yapan videolar, haberler; özneler, nesnelerle karşılaşıldıktan sonra…

Ama her açıdan aldanan kendi kendisine yazıklanır, ah-vah eder. Aldatana beddua eder, ondan nefret eder ama öç alamaz. Onunla bir daha karşılamaz bile.