19. Fasıl: Kıyâmet
Kıyametin envâ’ı vardır. Bunlardan birincisi; her ân ve sâatte vuku bulandır. Zîrâ avâlim (âlemler) her ânda gaybdan şehâdete ve şehâdet âleminden gayb âlemine dâhil olur. Ve bu avâlimin fâsidât ve kâinât ve mânâlar ve cisimler gibi bi’l-cümle envâ’ının şehâdetten gayba ve gaybdan şehâdete duhûl ve hurûcunu, alâ- tarîkı’l- ihâta, ancak cenâb-ı Hak bilir. Zîrâ bu ilim ilâhî zevk- hibretden ibârettir. Bunda hiç kimsenin iştirâki yoktur. İkincisi; “ıztırârî mevt” (çaresizlik mevti) ile vâki olandır. Nitekim (s.a.v.) Efendimiz “Ölen kimsenin kıyameti kopar” bnuyururlar. Üçüncüsü; irâdî ve ihtiyârî mevt ile olur. Sâlik bu mevt ve kıyâmetten sonra âlemde âhiret neşesi üzerine yaşar. İşte buna dayanır ki, meyyite münkeşif olan hâller sülûk ânında sâlik’e de münkeşif olur. Ve bu hâle “kıyâmet-i suğrâ” (küçük kıyâmet) derler.
Dördüncüsü; ârifin-i billah hazârâtına fenâ-fillah ve bakâ-billahdan sonra tam vahdet ve inkıhâr-ı keserât (çoklukla kahra uğrama) hâlinin zuhûrudur. Ârifin nefsinde vâki’ olan bu tecellîye de “büyük kıyâmet” derler. Beşincisi; bi’l-cümle kâinât için mev’ûd (vaad olunmuş) ve muntazar (beklenen) kıyâmetdir ki, Hak Teâlâ celîl nazmında (Hac, 22/7) ve Tâhâ, 20/15) ve emsâli Kur’ân âyetleridir. Bu “kıyâmet-i kübra” hakkında şerh esnâsında da sırası geldikçe yeterli ayrıntı verilecektir.

No Comments