Uncategorized Posts

Erken Dönem Nakşibendî Geleneğinde İbn Arabî’nin Yansımaları

 

İbn Arabî’nin hemen hemen evrensel bir yayılıma sahip olan öğreti ve kavramlarından etkilenmeyişi bakımından Nakşibendî tarîkatinin istisnâî bir durum teşkil ettiği çoğu zaman ve yerde kabul edilen bir hususdur. (dipnot: Mesela bkz. Marjian Mole,”Autour de Dare Mansour”, Revue des etudes Islamiques, 1959, s.56, n.110. yine aynı yazarın bkz. Les mystiques Musulmans, Paris, 1982, s.107-108,117.) Bu yanlış anlayışın temelinde yalnız konuyla ilgili metinleri tanımama değil, aynı zamanda hem Nakşibendî tarikatının değişmez mahiyetini, hem de Şeyhü’l-Ekber’in eşsiz dehasını anlayamama yatmaktadır. İtidal üzerindeki meşhur ısrarı, şerîata olan bağlılığı ve ulemâ arasında her zaman edinmiş olduğu yaygınlık dolayısıyla NAKŞİBENDİYYE’nin teosofik spekülasyonların amansız bir düşmanı ve hakikî mistik içerikten yoksun bir çeşit mistisizm olduğu düşünülmüştür. BATI dillerinde KONU İLE İLGİLİ açıklayıcı mahiyette ÇOK SAYIDA ÖNEMLİ ÇALIŞMA ortaya çıkmış olmasına rağmen, İbn Arabî hâlâ çoğu kez neredeyse hemen hemen sapkın, ahlâkî ve hukûkî KAYITLARDAN âzâde bir sistemin savunucusu olarak kabul edilir. NAKŞİBENDİYYE İLE İBN ARABÎ arasında var olduğu düşünülen bu hayâl ürünü karşıtlık, belki de daha genel bir anlamda tüm İslâm Tarihi boyunca tasavvuf ile şeriatın tamâmen zıt kutupları temsil ettiğini ısrarla savunan görüşten kaynaklanmıştır.

NAKŞİBENDÎ geleneğinin eksen şahsiyetlerinden biri olan Müceddid Şeyh Ahmed Sirhindî’nin (v.1034/1624), İbn ARABÎ tarafından ortaya konulan belirli bazı düşünceleri tartıştığı da göz önünde bulundurulmalıdır. (dipnot: Bu durumun yol açtığı yanlış anlama ve çarpıtmaların aşırı bir örneği, John ESPOSİTO’nun tamâmen temelsiz şu ifadesidir: “SİRHİNDÎ… Büyük bir iştiyakla İbn Arabî’nin BİR KÂFİR olduğunu İFADE ETTİ.” (İslâm, the Straight Path, Oxford,1988, s.124)


asına rağmen; İbn Arabî


Varlık ve Yokluk (Vücûd ve Adem)

 

VARLIK ve YOKLUK BİR ŞEYİN ispatı veya nefyi ŞEKLİNDE TANIMLANABİLİR. KONEVî VARLIĞI ESAS KABÛL EDER ve bu konudaki GÖRÜŞLERİ ONUN ZORUNLU OLARAK MUTLAK YOKLUK fikrini KABUL ETMESİNE İMKÂN VERMEZ. Yokluk İZÂFÎ bir gerçekliğe sâhip olabilir. YOKLUK VARLIĞIN MUKABİLİ DEĞİL ONUN ZUHUR VE TECELLÎ etmesindeki BİR İMKÂN ve araçtır. Bu ANLAMDA YOKLUK MÜMKÜNLERİN BULUNDUĞU HÂL VEYA MERTEBE DİYE isimlendirilebilir. Şimdilik temas EDECEĞİMİZ HUSUS, Konevî’nin VARLIĞIN BİLİNMESİ KONUSUNDA OLDUĞU GİBİ BURADA DA TEKRAR VARLIK VE IŞIK İLİŞKİSİ ÜZERİNDE DURMASIDIR.

VARLIK İLE YOKLUK ARASINDAKİ İLİŞKİ SAF IŞIK İLE KARANLIK ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BİR BENZERİDİR. KARANLIK, SAF IŞIĞI İDRAK EDİLİR HALE GETİRDİĞİ GİBİ, YOKLUK DA VARLIĞIN ORTAYA ÇIKMASINA VE ZUHÛR ETMESİNE SEBEPTİR. Bununla BİRLİKTE KONEVÎ YOKLUĞUN VEYA KARANLIĞIN sadece AKILDA GERÇEKLEŞTİĞİNİN OLABİLECEĞİNE DİKKAT ÇEKER VE BU ANLAMDA YOKLUK VARLIK İÇİN -ONUN ZIDDI DEĞİL- BİR AYNA MESABESİNDEDİR: VARLIĞIN MUKABİLİNDE DÜŞÜNÜLEN YOKLUK, SADECE AKILDA GERÇEKLEŞEBİLİR. SALT VARLIK İSE İDRAK EDİLEMEZ. VARLIĞA mukabil DÜŞÜNÜLDÜĞÜ MERTEBEDE YOKLUK, VARLIK İÇİN BİR AYNA GİBİDİR.

Varlık İÇİN BİR AYNA MESABESİNDEKİ YOKLUK VARLIĞIN ZUHUR VE TECELLİSİNİ SAĞLAR. BU BAĞLAMDA KONEVÎ VARLIK VE NUR ARASINDAKİ ortaklık ve benzerliği İLİM İLE BİRLEŞTİREREK her üçünün de kapalı şeyleri açma özelliğindeki ortaklıklarına dikkat çeker. Saf Işık, karanlığı ve karanlıktaki şeyleri aydınlattığı gibi ilim de bilinmeyen şeyleri ortaya çıkartır. Varlık ise İzâfî YOKLUK HALİNDE bulunan ŞEYLERİ GERÇEK VE DIŞ VARLIK ALANINA ÇIKARTIR. (Konevî, Fusûsu’l-HİKEM’in Sırları, s. 64 (el-Fükûk, s.226) Kapalı olanın VARLIK İLE AÇILMASI ŞUDUR: Varlık ESASTA BİR İKEN FARKLI ÇOKLUKLARA BİTİŞTİĞİNDE (a’yân-ı SÂBİTE, MÜMKÜNLERİN hakîkatleri), farklı kabul derecesindeki HakîKATLERİN varlığı bilinir. Böylece VARLIK, MADUM MAHİYETLERİN BİLİNMESİNİN SEBEBİ HALİNE GELİR. Çünkü VARLIK OLMASA İDİ, HİÇBİR MAHİYETİN VARLIĞI BİLİNEMEZDİ. İlim ise MADUM MAHİYETLERİ DAHA ÖNCE ORTAYA ÇIKARTIR VE varlığı NASIL KABUL ETTİKLERİNİ, BU KABULÜN BEKA, fena, BASİTLİK VE TERKİP GİBİ TABİ ÖZELLİKLERİNİ BİLİR. NURUN açması İSE varlığın keşfinden daha sonra olmakla beraber, keşfin ma’kul olmasında varlık ve ilim ile ortaktır. (dipnot: KONEVÎ, FuSUSU’L -HİKEM’İN sırları, s.64 (el-Fükûk,s.226 ” Burada KONEVİ ‘NİN HAREKET NOKTASININ mutlak anlamda yokluktan yaratmanın olamayacağı; var olan şeylerin ilâhî ilimde SABİT HakİKATLERİNİN BULUNDUĞUDUR. Dolayısıyla Tanrı’nın kendi ilmindeki ŞEYLERİ BİLMESİ VEYA ONLARIN ÜZERİNE NURUNU YAYMASI YA DA ONLARA VARLIĞIYLA TECELLÎ etmesi HEP AYNI ANLAMA GELEN FARKLI ANLATIMLARDIR. Konevî’nin VARLIK, İLİM VE NUR ARASINDA KURDUĞU PARALELLİK BURADAN KAYNAKLANIR.

Metafizik’in Meseleleri

 

KONEVÎ Metafizik’in meselelerinin ilkelerden ortaya çıkan şeyler olduğunu belirtir. “METAFİZİKTE MESELELER, ana-isimler ki onlar ilkelerdir- sâyesinde açıklanan bu isimlerin konularının hakîkatleri mertebeler, mevtınlar (yerleşip oturulan yerler); her kısmın hükümlerinin tafsillerinin KENDİLERİYLE OLAN İLİŞKİSİ ve bunun yeri; bu nisbet ve eserler ile ortaya çıkan vasıflar, özellikler, fer’î isimler gibi hususlardır..” (dipnot: Konevî, Tasavvuf Metafiziği, s.9 (Miftâhu’l-gayb, 4a). Burada belirttiği şeylerin ise temelde iki ana konuya râci olduğunu söyler. Bunlar, bir yandan Tanrı’nın âlem ile irtibatı, öte yandan âlemin Tanrı ile irtibatıdır. (Konevî, Tasavvuf Metafiziği, s.10 (Miftâhü’l-gayb,4b). Bu irtibatlardan BİLİNEBİLİR VE BİLİNEMEZ hususlar da Metafizik’in MESELELERİDİR. TANRI’nın MUTLAKLIĞI itibariyle ÂLEMle herhangi bir ilişkisinin olması mümkün değildir. Bu itibarla, DAHA SONRA DA belirteceğimiz gibi, TANRI HERHANGİ BİR ŞEKİLDE BİLGİMİZİN KONUSU OLAMAZ.

Konevî’nin gerek Metafizik’in konusunu ele alırken İFADE ETTİĞİ VE GEREKSE BURADA MESELEDEN SÖZ EDERKEN BELİRTTİĞİ BİR İFADESİ TANRI’NIN bu YÖNÜYLE DE Metafizik’in ÖNCE KONUSU, BUNA BAĞLI OLARAK DA MESELESİ OLABİLECEĞİNİ kabul ettiğini GÖSTERİR. Konevi KONU’DAN SÖZ EDERKEN “farklı oluşu bakımından Hakk’ı bilmek” DEMİŞTİ. HAKK’IN ÂLEMDEN FARKLILIĞI, 0’nun mutlaklık ve müstağnîlik yönüdür.

METAFİZİK’İN MESELESİNİN ÇERÇEVESİNİ ANLAMAK İÇİN öncelikle Tanrı- âlem İLİŞKİLRİNİN GENEL YAPISINI VE BU KONUDA KONEVÎNİN fikirlerini ele almak gerekir. TANRI’NIN ÂLEMLE İRTİBATI, bütün isim ve sıfatları kendinde toplayan ulûhiyet mertebesi açısından mümkündür. (dipnot: KONEVÎ ŞÖYLE DER: “Ulûhiyet, İRTİBAT VE MÜNÂSEBETİ (Allah ve âlem arasında) VAR EDER.” bkz. Konevî, Fatiha tefsiri, s.118 (i’câzül beyân, s.184)


Metafizik’in Konusu

 

Metafizik bir ilim ise onun da diğer ilimler gibi konusu, ilkeleri ve meseleleri olmalıdır. Metafizik’in konusu, ilkeleri ve meseleleri nelerdir?

İbn Sînâ Metafizik’in konusunu genişçe ele alır ve öncelikle şunu sorar: Tanrı’nın varlığı bu ilmin konusu olabilir mi? (dipnot: İbn Sînâ, İlahiyat, s. 5-6. ) O’na göre Tanrı’nın varlığı bu ilmin konusu olamaz. Çünkü bir şeyin bir ilmin konusu olabilmesi için kabul edilmiş olması şarttır. Ardından İLİMDE KABUL EDİLMİŞ O ŞEYİN halleri ARAŞTIRILIR. ŞÖYLE DER: “HAKK’ın varlığının BU İLMİN KONUSU OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. Çünkü HER İlmin KONUSU, O İLİMDE VARLIĞI KABUL EDİLMİŞ BİR ŞEY OLMALIDIR Kİ, O KONUNUN HALLERİ ARAŞTIRILIR. İlah TEÂLÂ’NIN VARLIĞI İSE bu ilimde müsellem (teslim olunmuş) bir şey değildir; aksine o, bu ilimde talep edilen bir şeydir. (İBN SÎNA, ilahiyat, s.5-6) O halde İbn Sina’ya GÖRE, Tanrı’nın VARLIĞI metafizik’in KONUSU olarak kabul edilemez. Bir ŞEYİN BİR İLMİN KONUSU DİYE İSİMLENDİRİLEBİLMESİ İÇİN O ŞEYİN İLİM MENSUPLARI TARAFINDAN KABUL EDİLMİŞ OLMASI ŞARTTIR. tanrı’nın varlığı herkes tarafından kabul edilmiş bir şey olmadığına göre METAFİZİK’İN KONUSU TaNRI’NIN VARLIĞI DEĞİLDİR.

İBN SiNÂ ardından Metafizik’in KONUSUNU TESBİT EDER: Metafizik’in konusu, MUTLAK varlık, BAŞKA BİR ANLATIMLA VARLIK OLMASI bakımından VARLIK VE ONUN AYRILMAZ ÖZELLİKLERİDİR. Şöyle ki DOĞA VE MATEMATİK İLİMLERİNDEN HER BİRİSİ, MEVCUTLARIN ÖZEL BİR HALİNİ ARAŞTIRIR. Bu ilimlerden hiçbirisi, MUTLAK ANLAMDA BVARLIĞIN HALLERİ VE ONUN EKLENTİLERİNİ araştırmaz. İbn Sinâ’ya GÖRE MUTLAK ANLAMDA varlık VE ONUN HALLERİNİ ARAŞTIRAN BİR İLİM VARDIR VE O İLİM metafizik’dir. (dipnot: İBN Sinâ, en-Necât, II:47. bkz. İLHAN KUTLUER, İBN SÎNÂ, İBN SÎNÂ Ontolojisinde ZORUNLU VARLIK, s.69 vd.

Konevî’nin Felsefeye Bakışı

 

Prof. Dr. Ekrem Demirli’ nin (Kapı Yayınları 464., Sadreddin Konevî Kitaplığı 8. kitap olarak yayınlanmış 1. Basım: Nisan 2015) SADREDDİN KONEVî’DE BİLGİ VE VARLIK Kitabının Metafizik (İlm-i İlahi) Başlıklı Bölümü’nün birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

” Konevî İlimleri tasnif ederken herhangi bir şekilde madde ile ilişkili olmayan şeylerin metafizik ilminin kapsamına girdiğini belirtmişti. Buradan hareketle öncelikle Metafizik, metafiziğin konusunu,meselelerini ve ilkelerini ele alacağız. Bunun için evvelemirde isim üzerinde durmamız gerekir. İlm-i İlâhî (Metafizik) derken Konevî neyi kasdetmektedir?

Bu sorunu ele alırken İbn Haldun’un görüşlerini kısaca aktarmak gerekir: İbn Haldun şöyle der: “ilahiyat, mutlak varlık ve varlıklardan bahseder ve ilk önce cismânî varlıkların genel hallerini, rûhânî varlıkların mahiyetini; vahdet, kesret, vücûb, imkân ve başka konuları inceler.” (dipnot: İbn Haldun,, Mukaddime, II: 605 vd. Benzer ifadeler için bkz. Katip Çelebi, age.,x; Taşköprülüzade; Miftâhü ‘s–saade, I:313. Taşköprülüzade Metafiziğin tarihi hakkında bilgiler verir ve bu ilmin büyük üsadlarından söz eder . Buradaki ifadeleri, özellikle Müslümanların felsefeyi tasavvur edişlerindeki tavırlarını yansıtan çok önemli örnekler içerir. bkz. Taşköprülüzade, age., I:313-20. Bu başka konular ise İbn Haldun’un ifadesiyle ruhani olmaları BAKIMINDAN VARLIKLARIN MERTEBELERİNDEN, nefs ve ruhların CİSİMLERİNDEN ayrıldıktan VE MEBDEYE döndükten sonraki HALLERİDİR. Ardından, BU İLMİN TABİAT İLİMLERİNDEN sonnra gelmesini VE BU YÖNÜYLE de metafizik VEYA MA-BA’DET-tabia DİYE İSİMLENDİRİLMESİNDEN SÖZ EDER. (DİPNOT: Aristoteles METAFİZİK deyimini KULLANMAMIŞTIR. O, VARLIĞIN BİLİMİNİ BELİRTMEK ÜZERE, ARALARINDA HERHANGİ BİR AYRIM YAPMAKSIZIN BİLGELİK (SOPHİA), FELSEFE (PHİLOSOPHİA), İLK FELSEFE ( PROTE-PHİLOSOPHİA), TEOLOJİ DEYİMLERİNİ KULLANIR. Bkz. Aristoteles, metafizik, ÇEV. AHMET ASLAN, Giriş, s.9. Bununla birlikte, ARistoteles’in İLK FELSEFEyi, DİĞER İLİMLERDEN FARKLI OLARAK DAHA SEÇKİN TALEBELERİNE OKUTTUĞU BELİRTİLİR. bu YÖNÜYLE İLK FELSEFE VEYA METAFİZİK ariSTOTELES’İN EZOTERİK İLİMLERİNDEN SAYILIR. bKZ. arİSTOTELES, mETAFİZİK, giriş, s.1. İLM- i iİahi (mETAFİZİK) HAKKINDA KAPSAMLI BİLGİLERİ FÂRÂBÎ’de görmekteyiz. DEVAMI vAR (sadreddin Konevî’de bilgi ve varlık (ekrem demirli)