Fütûhât-ı Mekkiyye C.10 S.127
İKİ YÜZ SEKSEN BİRİNCİ BÖLÜM Muhammedî Mertebeden Damme Menzilinin ve Bir’in Topluluğun Yerini Alması Meselesinin Bilinmesi
İkindi namazının yok bir benzeri Çünkü sevgiliyle tam kavuşmadır o
Devri olan bir işin ortası o Garip bir iş üzerinde gerçekleşendir o
Devrin gördüğün bir ortası yoktur / Akıllının bilgisinde iki ucu da yok / Onda durum nasıl , canım sana feda olsun / Kul garip bir bilgiye tahsis edilmiş
Bu menzil sahibi şöyle demiştir: ‘Orta namazı (İkindi) cemaat ile kılınmadığında, ehlinin ve malının vitrinin ücretine bitişiktir. Hz. İsa ise şöyle demiştir: ‘Kişinin kalbi, malının bulunduğu yerdedir. Mallarınız gökte olsun ki, kalbiniz de gökte olsun.’ Bunun anlamı, sadaka verin demektir. Bu âdilin bilgisi buraya ulaşmıştı. Kendisine cevâmiü’l-kelîm verilmiş olan Hz. Peygamber ise şöyle buyurmuştur: ‘Sadaka Rahman’ın eline düşer ve Böylelikle Rahman onu çoğaltır. Kulun kalbi malının bulunduğu yerdedir.’ Onun yeri Rahman’ın elidir. Peki Rahman’ın eli göğsün neresindedir? İki âdil insan (Hz.İsa ve Hz. Peygamber), malın insan kalbinde üstün bir yerinin olduğunda hemfikirdir. Eş ve çocuk gibi ailenin konumu ise, akıllı insanların bildiği gibi, (kalbin daha içi olan) fuad’a kök salmıştır. Bu bağlamda hanıma gelirsek, Allah onunla eşi arasında sevgi, merhamet ve kadına karşı dinginlik yerleştirmiştir. Dinginlik, büyükler için talep edilen bir niteliktir ve itminan demektir. Hz.İbrahim şöyle der: ‘Evet, fakat kalbim mutmain olsun diye.’ (el-Bakara 2/260) Başka bir ifadeyle kalbim, ölülerin kendisiyle hayat bulduğu tarzda itminan kazanır ve benim için o tarz belirginleşir. Çünkü ( yeniden yaratmanın) pek çok tarzı vardır. Böylece Hz. İbrahim, kendisine hayretin ve karıştırmanın girmeyeceği şekilde onda, yani yeniden yaratmanın niteliği hakkında dinginlik bulmuştur. İkindi namazını kaçıran kimseye Hz. Peygamber’in neyi bitiştirdiğine bakınız! Bunun nedeni, ikindi namazının dışındaki dört namazın başlangıçlarının sınırlı olmasıdır. İkindi namazı ise, kesinliği olmaksızın sınıra yaklaşmış olsa bile, sınırlı değildir. Böylelikle ikindi namazı, sınırlarla sınırlanmaktan tenzihliğe yakınlaşmıştır. Çünkü akşam vakti, güneşin batımıyla sınırlanmıştır. Güneşin batımı ise, duyulur ve görülür bir sınırdır. Yatsının başlangıcı, şafağın batışıyla sınırlıdır ki o da, – hangi şafak olursa olsun bilinen şafaktan farklı olarak- kesin ve duyulur bir sınırdır. Sabah namazının başlangıcı, ufukta ortaya çıkan çizgi şeklindeki beyazlıktır. O da, hissedilen bir sınırdır. Öğlenin başlangıcı ise, güneşin tepe noktasından kaymayla ve gölgenin ortaya çıkmasıyla sınırlanmıştır. O da, duyuyla algılanan kesin bir şeydir. İkindi namazında ise bu sınırlar gelmemiştir. Böylelikle ikindi namazı, kesin sınırlardan uzak kalmış, Hz. Peygamber onun vaktini güneşin açık bir beyazlıkla yükselmesi olarak belirlemiştir. Bu konuda söylenen (belirsiz) vakit ölçüsü öğle namazında olmadığı gibi diğer namazların da vakitlerinde anılmamıştır. Böylelikle Hz. Peygamber, sınırını tam olarak belirlemeyerek, ikindi namazının değerini yüceltmiştir. Aynı şekilde mal ve aile sevgisinin de bir sınırı yoktur. Çocuk sevgisi hakkında şair şöyle der: Yanımızdaki çocuklarımız / Sanki yeryüzünde yürüyen ciğerlerimiz.

No Comments