Haziran 2026 Posts

“Şark’ın en sevgili sultanı”

 

Salâhaddîn Eyyûbî, 4 Mart 1193’te Dımaşk’ta hayata gözlerini yumdu. Ardında geniş bir coğrafyaya yayılmış bir devlet, İslâm dünyasının gönlünde ise silinmez bir hatıra bıraktı. Adı Libya’dan Yemen’e, Filistin’den Suriye’ye, Mısır’dan Kuzey Irak’a kadar pek çok bölgede hutbelerde anıldı. Şiî Fâtımî hilâfetine son vererek İslâm coğrafyasındaki ideolojik parçalanmayı durdurması, en büyük başarılarından biri olarak tarihe geçti. Kudüs’ü yeniden fethetmesi ise onu haklı olarak İslâm tarihinin en önemli şahsiyetleri arasına taşıdı. Ömrünün büyük kısmını savaş meydanlarında geçirmesine rağmen Salâhaddîn imar faaliyetlerini ihmâl etmemişti. Hâkim olduğu topraklarda çok sayıda câmi, medrese, köprü, kale ve hamam yaptırdı. Onun döneminde ilim hayatı da canlılık kazandı; Eyyûbî coğrafyasına gelen pek çok alim kıymetli eserler kaleme aldı. Özellikle Mısır ve Suriye, İslâm dünyasının en önemli kültür ve ilim merkezlerinden biri hâline geldi. Kaynaklar Salâhaddîn’in Kur’ân-ı Kerîm’i ezbere bildiğini, adâletli ve cömert bir hükümdar olduğunu aktarır. Ölümünde özel hazinesinde yalnızca 1 Mısır dinarı ile 36 veya 47 Nâsırî dirhemi bulunduğu kaydedilir. İslâm dünyasının yetiştirdiği en büyük devlet adamlarından Salâhaddîn, hem şahsiyeti hem de icraatlarıyla bütün Ortaçağ dünyasını derinden etkilemişti. “Şark’ın en sevgili sultanı” ünvanını sonuna kadar kadar hak ettiğine şüphe yoktur.

Musevî Kelimede içkin ‘Ulvî Hikmet’ beyânındaki Fas’tan alıntılar

 

“Ulvî Hikmet”in Mûsevî Kelime”ye izâfesine sebep budur ki: Mûsâ (a.s.) rusül-i kirâmın birçokları üzerine vücûh-i adîde (birçok vecih) ile rüchân sâhibidir ve mertebesi onların mertebesinden yücedir.

Birinci vecih: (A’râf, 7/144) kerîm âyetinde buyrulduğu üzere Mûsâ (a.s.) vâsıtasız Allah’dan ahz etmiştir. İkinci vecih: Hadîs-i şerîfde beyân buyrulduğu üzere Allah Teâlâ Tevrât-ı şerîfi ilâhî isimlerinden birini vâsıta kılmaksızın kendi nefsiyle kitâbet etti. Üçüncü vecih: Mûsâ (a.s.)ın isimlerle ilgili esmâi topluluklara nisbeti, (S.a.v) Efendimiz’in cem’iyyetine yakındır. Zîrâ kendisinin zevkı Zâhir isimi üzerine olduğundan, yüce meşrebinde tenzîh gâlib idi. Bâtın ismi hükümlerinden de haz istihsâl ederek Muhamedî zevk üzere tenzîh ile teşbîh arasını toplamak için kendisine tercümeyle “Hasta oldum, hatırımı sormadın; acıktım, doyurmadın” gibi celîl hitâblar vârid oldu. Ve Bâtın ismine ilişkin olan ledünnî ilimler zevkıyle de mütezevvık olması için Hızır (a.s.)ın sohbetine teşvîk buyruldu. Nitekim bu fass-ı şerîfte açıklanacaktır.

Dördüncü vecih: Ümmet çokluğu hasebiyle çok resûller üzere fazl ve rüchânının sâbitliğidir. Zîrâ (S.a.v.) Efendimiz, kendilerine ümmetler arz olunduğu vakit, enbiyâdan bir nebînin ümmetini, Mûsâ (a.s.)ın ümmetinden daha çok görmediklerini hadîs-i şerîflerinde beyân buyurmuşlardır. Beşinci vecih: Fir’avn (Nâzıât, 79/24) diyerek ulviyyet da’vâ etmiş idi. A’vân ve ensârı olan Fir’avn’a Mûsâ (a.s.)ın tek başına olarak galebe ve isti’lâsı zâhiren müsteb’ad (uzak) olduğu halde Hak Teâlâ hazretleri (Tâhâ, 20/68) buyurdu ve Fir’avn’a mukabele ederek sernigûn (baş aşağı) eyledi.

Tercüme: “Fir’avn ejderha idi, asâ-yu Mûsâ da ejderha oldu. Tevfîk-ı Hudâ ile bu, onu yedi. El, elin fevkinde oldu. Bu nereye kadardır, bilir misin? (Necm, 53/42) âyet-i kerîmesi mûcibince bu tefevvuk (üstün olma) Yezdân’a kadar gider. (…) Vaktâki sözlerim buraya ulaştı, hepsi secdeye baş koydu. Ve harf ve savt mahv oldu. Artık sûret kalmadı. Doğru yolu bilen ancak Allâhü Zü’l Celâl hazretleridir.”